İvan İlyiç’ in ölümü, hasta yatağında ölümü beklediği sırada, gerektiği gibi yaşamaya özen gösterirken mutlu bir yaşam sürmeyi unuttuğunu fark eden bir adamın iç hesaplaşma hikayesidir. Zengin ve saygın bir yargın olan İvan, ölümü bir bir yüzleştiği sarsıcı gerçeklerle birlikte karşılamak zorunda kalıyor.
Seven bir insan, deyim yerindeyse, kendi narsisisizminin bir bölümünü kaybetmiş olmakta ve bu kayıp da ancak bu kişinin sevilmesi ile telafi edilebilmektedir bütün bu açılardan ele alındığında kendi kendini önemseme duygusu aşktaki narsisistik öğleye bağlı kalıyor gibi görünmektedir.
Bir idam mahkumunun son günü, 19 uncu yüzyıl Fransasını gerçekçi bir biçimde yansıtması bakımından tarihi ve toplumsal bir kaynak olarak değerlendiriliyor. Dönemin siyasi ve sosyolojik yapısına bir eleştiri niteliği taşıyor. Bu roman Pariste gerçekleştirilen bir idama tanıklık etmesinden ilham alıyor, son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan biriydi.