Eğer öğrencilerin Dalga'yı "bırakmalarını" sağlayabilirse, fazla zaman geçmeden baştan sağma ödevler göreceğini biliyordu. Gülümsedi. Özgürlüğün bedeli bu muydu?
Öğrencilerinin bilinçaltılarında, ona zorla biçmeye çalıştıkları konumun önemini giderek daha fazla fark ediyordu- onu Dalga'nın kesin lideri olarak görüyorlardı. Son birkaç gündür, kaç kere Dalga üyelerinin onun verdiği "emirleri" tartıştığını duymuştu; koridorlara poster asma emri, Dalga akımını alt sınıflara yayma emri, hatta hazırlık toplantısını Dalga mitingine dönüştürme emri.
Ancak işin en çılgın tarafı şuydu: Bu emirleri hiçbir zaman vermemişti. Bir şekilde öğrencilerin hayal güçlerinde oluşmuşlar ve oluştuktan sonra, otomatik olarak o emirleri Ben'in verdiğini varsaymışlardı. Sanki Dalga, kendi başına bir hayat sürmeye başlamıştı ve şimdi Ben'le öğrencileri fiilen bu hayatı yaşıyordu.
Bay Ross şaşkınlıkla öğrencilere baktı. Dalga artık yalnızca bir fikir veya bir oyun değildi. Öğrencilerde canlı bir eylemdi. Onlar artık Dalga'ydı ve Ben, eğer isterlerse, o olmadan, kendi başlarına hareket edebileceklerini anladı. Bu düşünce korkutucu olabilirdi ama Ben lideri olarak kontrolün kendisinde olduğundan emindi. Deney kesinlikle çok daha ilginç bir hal alıyordu.
"Hayır dostum!" diye bağırdı David ona. "Bir sürü kendini düşünen bireyler takım oluşturmuyor. Bu yıl neden bu kadar kötü sonuçlar aldığımızı biliyor musun? Çünkü biz, aynı Gordon Lisesi üniformasını giyen 25 tane birer kişilik takımız. Maç kazanmayan bir takımda as oyun kurucu mu olmak istiyorsun? Yoksa kazanan bir takımda yedek oyuncu olmayı mı tercih edersin?"