Bu küçük kitabın şiirimize ne büyük bir inkılap getirdiği üdebâmızın malumudur. O kitabın delaletiyle bugünkü tarz-ı garbî-i şi'rîden en evvel mesul olan müellif ise bu müellif-i acz-mu'teriftir.
Şiirlerinde hem aruzun değişik kalıplarını kullanarak, hem de bazen "mukaffa" (kafiyeli) veya "mühecca" ( heceli) dediği heceyi denemeye devam etmiştir.
Eşinin hastalığının Bombay'da şiddetlenmesi ve genç kadının Beyrut'ta ölüşü (21 Nisan 1885) Hâmid'i çılgına çevirmiş ve duygularının bütün yoğunluğunu kırk gün kapandığı bir odada yazmıştır. Makber (1885) Hâmid'in bütün öteki eserlerini gölgelemiştir denebilir. Hamid bu eserinde eşi ve çocuklarıyla sürdüğü mutlu aile hayatını, genç kadının meziyet ve davranışlarıyla birlikte anlattığı gibi -ki bu doğrudan
doğruya aile mahremiyetinin şiirimizi ilk girişidir- insan-tanrı ilişkisi üzerinde uzun uzadıya durur.