Şiirlerinde hem aruzun değişik kalıplarını kullanarak, hem de bazen "mukaffa" (kafiyeli) veya "mühecca" ( heceli) dediği heceyi denemeye devam etmiştir.
Eşinin hastalığının Bombay'da şiddetlenmesi ve genç kadının Beyrut'ta ölüşü (21 Nisan 1885) Hâmid'i çılgına çevirmiş ve duygularının bütün yoğunluğunu kırk gün kapandığı bir odada yazmıştır. Makber (1885) Hâmid'in bütün öteki eserlerini gölgelemiştir denebilir. Hamid bu eserinde eşi ve çocuklarıyla sürdüğü mutlu aile hayatını, genç kadının meziyet ve davranışlarıyla birlikte anlattığı gibi -ki bu doğrudan
doğruya aile mahremiyetinin şiirimizi ilk girişidir- insan-tanrı ilişkisi üzerinde uzun uzadıya durur.
Hâmid'in en büyük isyanlarından biridir ve çok güzel söylenmiştir. Makber hakkında çok konuşulmuş, ilk andan itibaren dilinden başlayarak eleştirilmiş bir şiirdir. Hâmid bu eleştirilere verdiği cevapların bedelini Londra'daki görevinden alınarak ve ancak bir daha yazmama şartını kabul ederek ödemiş ve yirmi yıl kadar susmuştur. Bu, şüphesiz onun yazarlığına büyük bir darbedir
Serveti Fünun öncülerinden, eski edebiyatla yeni edebiyat arasında köprü görevi görmüş şairlerimizden.
30'lu yaşlara kadar yazdığı şiirlerinde çok yoğun Arapça, Farsça kelime ve terkipler var, okumayı ve anlamayı çok zorlaştırıyor, şiirler ne kadar kaliteli olsa da anlamayınca o edebi derinlikten de mahrum kalıyorsunuz. Bu yaşlardan sonra yazdığı şiirler nispeten sade, okuması da keyif veriyor. Bestelenen şarkıları da var, zamanındaki kuşağa seslenmiş, onlarda da karşılık bulmuş.
Tema olarak, yaşadığı dönemin psikolojisini yansıtmış, kendi içsel duygularını dile getirmiş, tabiat, aşk, hüzün, özlem, bir miktar da savaş döneminin ümitsizliğini seslendirmiş.
Sindire sindire ve yabancı kelimelerin anlamlarını sözlükten bularak okuma imkanı olanlar, şiirin edebi derinliğinden keyif alacaklardır.
Bütün ŞiirleriCenap Şahabettin · Akçağ Yayınları · 202173 okunma