halosnes

Yas aslında bencildir, terk edilmiş bir dünyada kendimiz için tuttuğumuz bir yastır. Ben onsuz nasıl yaşarım? . . . Ama bu, hikayenin sadece bir parçası, vedalaşmanın bir yüzü. Oysa o sırada o da bizimle vedalaşıyormuş.
Alıntı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bahçenin ortasında duruyorum, artık bahar. Tuhaf, diye düşünüyorum, babam yok ama bahar geldi. Güllere, güller, sahibiniz yok, ama siz açmaya devam edin dedim mi? Kiraz ağaçlarına, babam yok ama üzülmeyin, gücünüz yettiğince çiçek açıp meyve verin dedim mi? Gelecekte filizlenip meyve verecek olanın köklerine, sizinle ilgilenen kişi artık yok ama korkmayın, gökyüzünün bahçıvanı hepimizi gözetlemiyor mu (ya da deyim her ne idiyse) dedim mi?
Alıntı
Eğer ben arşivciysem, babam sülalenin yaşayan tarihiydi. Ona sorun, o hepsini bilir, derdi akrabalar. Bu kayda geçirilmemiş sülale tarihi artık yok. Babamın ölümüyle tek bir dünyanın değil, birkaç dünyanın yok olduğunu biliyorum.
Alıntı
Babam omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas'tı. Şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üzerime usulca yıkıldığını, beni tüm öğle sonralarının arasına gömdüğünü hissediyorum. Çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan öğle sonraları. Ve yardım için çağıracağım kimsem yok.
Alıntı
Sanırım Ecinniler'de bir yerde, Dostoyevski, insanın mutlu olduğunu bilmediği için mutsuz olduğunu, tek sebebin bu olduğunu söyler.
Alıntı