insan yalnızlığı yazgılı bir varlıktı. benim içime dokunansa insanın yalnızlığa yazgılı bir varlık olması değil, yazgısını bu kadar derin bir yerden bilmesiydi. insan, öleceğini bilen tek canlı olduğu gibi, yalnızlığının bilincinde olan tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkâr etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkâr etmeye çalışmakla geçiyordu. varoluşun bu acı gerçeği hayatımızı ucuz bir melodram haline getiriyordu. ama gerçek buydu, hayat ucuz bir melodramdı, biz de bu melodramın oyuncuları olan yalnız insanlardık.
insanın kendisi hakkındaki bütün gerçekleri bilmesinin iyi bir şey olduğuna ilişkin yaygın kabul gören bir görüş var. hiç katılmıyorum, iyi bir şey değil, insanın kendisi hakkında her şeyi bilmesi gerekmiyor; öğrenmesi halinde hayatının dengesinin bozulacağı, kişiyi dağıtıp bir daha kendine getirmeyecek gerçekleri bilmemesi çok daha iyi. tecrübeyle sabit.
yıllar sonra hesaplarımı görüp defterlerimi kapatırken hayatıma baktığımda, sürekli bir uçtan bir uca savrulduğum bu manyakça aşkın, beni tıpkı belleğim gibi diğer kadınlardan farklılaştırdığını görüyorum.