-İstanbul İstanbul’du işte. Zalim, tehlikeli, ama bir o kadar da güzel. Profesörün söylediği gibi: “O hep sana ihanet eder ama sen yine de onu sevmeye devam edersin.”
-Hitler’in iktidara gelişini, epey eskilere gidip Almanya’nın içine düştüğü ekonomik ve politik krizden söz ederek başlatıyorlardı. 1922-23’teki Alman hiper enflasyonu sırasında bir Amerikan doları, 4,2 trilyon Alman markı olmuştu. Bu sayıyı görünce, acaba yanlışlık mı var diye başka kaynaklardan da araştırdım. Evet, bu inanılmaz sayı doğruydu.
Bir Amerikan doları, 4,2 trilyon mark.
Biz de enflasyondan çok çekiyorduk, hatta büyük bir krizin tam içine girmiştik ama yine de bununla kıyaslanır gibi değildi...
-Toplum olarak, sessiz bir sözleşmeyle susma kararı alınmış, yaşananlar genç kuşaklara aktarılmamıştı. Bu iyi miydi, kötü müydü bilemiyorum. Hiç kimseye düşman olmadan yetiştirilmiştik. Bu işin iyi tarafıydı ama bir de geçmişimiz konusundaki korkunç cehaletimiz vardı...
-Bu memlekette, Kürt sorunundan yoksulluğa, hemen her meselede bir görmezden gelme, yok sayma alışkanlığı vardı. Bir muhalif kişi bunlardan söz ederse, sanki sorunları o yaratmış gibi ona öfke duyulurdu. Farklı düşünmek, çok zaman düşman kabul edilmenin nedeni olurdu...