hamsi kurtulamadı

hamsi kurtulamadı
@hamsimicalamazsin
güneşin gelmesine uzak saatlerde, gece boyu ışıksız sokaklar bir lamba yok, evlerde ışık yok, ayakta insan yok kediler bile tok yatmış bu gece, avlanacak fare yok sessizliğin sesi olmuş inin cinin fısıldaşması geçenlerde biri ölmüş, mezarında daha yaş bir tahta parçası tabii gözler de yaşlı, gönüller buhranlı hepsi uyuyor şimdi sabaha karşı saat beş bilemedin altı yarım saate gün doğar, yasın bittiği günse şimdi karlı
Reklam
gamzelerin olduğunu bir başkasından öğrenirken seni tanımadığım için suçlayamazsın ki beni.
yazamam, anlatamam kokunu kimselere. ruhumda bakışlarını anlatmaya kelimeler bulamam. yazdığın şiir kitaplarına hapsettim seni, her bir mürekkep lekesinde yeniden yaşıyorum seni, bizi. kavga ettiğimiz geceleri özlüyorum, sonundaki barışmalarımızı okuyorum. resim defterlerinde buluyorum bazen ruhlarımızı çizgilerin ardındaki anıları, hislerimizi duyuyorum. kömürün kağıda geçtiği tuvallerde çizilmiş gözlerinden hatırlıyorum, gözlerinde kendimi görmeyi özlüyorum. bir rüyalarımda bir de sararmış kağıtlar arasında yaşıyoruz artık biz. zihnime mıhladığım kokun gidiyor yavaş yavaş artık. şimdi yağmur yağınca ıslak toprak kokuyorsun sevgilim. yorgan niyetine diktiğim birkaç çiçeğin altında üşüme diye dualar ediyorum. ama hissediyorum, geceleri saçlarımın üstünde ellerin olduğunu biliyorum. penceremi bilerek açık bırakıyorum, rüzgar olup gel diye sevgilim. ben hala her gece seninle uyuyorum.
kolumda o günün izini taşıyorum. bir kaşıma sesinin bin bağırışı bastıracağına inanıyorum, kaşıyorum, kanatıyorum, acımıyor çünkü uyuşuyor… ve bağırışların sahibi gelip beni o halde görüyor. hayır kanayan kolumu görmüyor, ağlayan yüzüme bakmıyor. yalnızca odaya girip mutfağı topla gideceğiz diyip odadan çıkıyor. ve iki gün sonra bir başkasının sorması üzerine fark ettiği kabuk tutmuş yaranın bir yere sürttüğüm için oluştuğuna inanıyor. ve bu günlerde çok basit iki şeye ters tepki verdiğim için hüngür hüngür bütün duygularını ortaya döküyor, ben kaçmıyorum gitmiyorum, git oyununu oyna gideceğiz demiyorum; sarılıyorum, özür diliyorum. o anlatıyor ben susuyorum, maziyi açmıyorum, andan kurtulmak istiyorum. o omuzumda ağlıyor lakin ben bir şey hissetmiyorum, zahirim dümdüz bakıyor üç belki beş dakika sonra herkes sakin, işinde gücünde duygular boşaltılmış… ha kimisi de duygu çöplüğünü içine yapmış. hayatım böyle geçiyor. beş, on, on beş… dakika, saat, gün ve belki yıl… geçecek zaten şimdi konuşup gamla yoğrulmuş saniyeleri uzatma diyorum. sus.
sormadılar ki bana ölmek ister misin? şehirde bir teknoloji mi varmış neymiş bebeğin cinsiyetini öğreniyormuşuz göbeğim burnumda girdik hastaneye bizimkini görseniz bir nazik, bir düşünceli doktor bebeğe bakarken fazladan bir çıkıntı görsün diye gözleri parlıyor. ama doktor kız dedi diretti tekrar bak dedi, doktorun üstüne yürüdü sanki sonuç değişecekmiş gibi. istemedim, hiç gitmek istemedim eve o an anladım, ilk kez bir şeyleri sanmadım. anladığım günün gecesi ellerim karnımda gelinliğimi bana, doğduğumda biçilen kefenime çocuğumu sardılar o mezara bir anne bir çocuk gömdük sandılar fakat iki çocuk o kurumuş toprakta bir yatağı paylaştılar. 5
Reklam