kolumda o günün izini taşıyorum.
bir kaşıma sesinin bin bağırışı bastıracağına inanıyorum,
kaşıyorum, kanatıyorum, acımıyor çünkü uyuşuyor…
ve bağırışların sahibi gelip beni o halde görüyor.
hayır kanayan kolumu görmüyor, ağlayan yüzüme bakmıyor.
yalnızca odaya girip mutfağı topla gideceğiz diyip odadan çıkıyor.
ve iki gün sonra bir başkasının sorması üzerine fark ettiği kabuk tutmuş yaranın bir yere sürttüğüm için oluştuğuna inanıyor.
ve bu günlerde çok basit iki şeye ters tepki verdiğim için hüngür hüngür bütün duygularını ortaya döküyor,
ben kaçmıyorum gitmiyorum, git oyununu oyna gideceğiz demiyorum; sarılıyorum, özür diliyorum.
o anlatıyor ben susuyorum, maziyi açmıyorum, andan kurtulmak istiyorum.
o omuzumda ağlıyor lakin ben bir şey hissetmiyorum, zahirim dümdüz bakıyor
üç belki beş dakika sonra herkes sakin, işinde gücünde duygular boşaltılmış…
ha kimisi de duygu çöplüğünü içine yapmış.
hayatım böyle geçiyor.
beş, on, on beş…
dakika, saat, gün ve belki yıl…
geçecek zaten şimdi konuşup gamla yoğrulmuş saniyeleri uzatma diyorum.
sus.