"İnsan öyle bir varlıktır ki aklı ile idrak edemeyeceği ve aklının anlamakta aciz kaldığı şeyleri ancak vahiy yoluyla dinlerden öğrenebilir. Aksi takdirde yani vahyin insana yalnızca bilmekte olduğu ve üzerinde düşündüğü takdirde aklı ile bilmesinin mümkün olduğu şeyi bildirmesi durumunda vahyin hiçbir anlamı ve faydası olamaz. Eğer durum böyle olsaydı, insanlar akıllarına başvurur ve herhangi bir peygamberliğe ve vahye ihtiyaç duymazlardı. Ancak insan böyle yaratılmamıştır. Bundan dolayı dinlerin verdiği bilgilerin aklımızın kavrama gücüne sahip olmadığı bilgiler olmaları gerekir. Onlar sadece bu tür bilgiler de olmamalı, hatta aklımızın inkâr edeceği bilgiler olmalıdırlar. Çünkü bizim en çok reddettiğimiz ve kabul etmek istemeyeceğimiz şeylerin bize en yararlı şeyler olmaları mümkündür. Zira dinlerin getirdiği, aklımızın reddedeceği, tasavvurumuzun imkânsız bulacağı türden şeylerin gerçekte reddedilmesi gereken ve imkânsız şeyler olmamaları, tersine tanrısal akıllar bakımından doğru olmaları mümkündür. Zira insanlık bakımından en üst noktaya erişse bile insanın tanrısal akıllara sahip olanların yanındaki konumu, çocuğun, gencin ve tecrübesiz bir insanın mükemmel bir insanın yanındaki konumu gibidir. Dolayısıyla nasıl ki birçok çocuk ve tecrübesiz insanlar, gerçekte reddedilmesi gerekmeyen, imkânsız olmayan birçok şeyi kendi akıllarına göre reddedilmesi gereken şeyler olarak görür ve onları imkânsız bulurlarsa, insan aklının erişebileceği mükemmellik derecesinin en üstünde bulunan kişi de tanrısal akıllar nezdinde bu konumda bulunur."