Bugün ülkenin çeşitli borsalarında listelenen ve örneğin 25 ila 50 yıl önce 10.000 $ yatırım yapılmışken bugün 250.000 $ ya da bunun katları değere sahip sayıları hiç de az olmayan bir çok şirket vardır. Başka bir değişle çoğu yatırımcının ve ebeveynlerinin yaşamı boyunca ve eyleme geçebilecekleri dönem içinde kendileri veya çocukları için önemli servetlere zemin hazırlayabilecek bir çok fırsat vardı. Bu fırsatlar öyle büyük bir panik halinde belirli bir günde satın almayı gerektiren türden de değildi. Bu şirketlerin hisseleri yıldan yıla hep bu kazançları mümkün kılacak fiyatlarla satışa sunuldu. İhtiyaç duyulan tek şey olağan üstü yatırım olanaklarına sahip bu nispeten az sayıdaki şirketi gelecekte orta derecede başarılı veya tamamen başarısız olacak çok daha fazla sayıdaki şirketten ayırt etme yetisiydi.
Kuhn, bilimin birtakım Platonik gerçeklere doğru ilerlediği yönündeki yaygın düşünceyi reddeder:
Bizim [..] paradigma değişimlerinin, bilim insanlarını ve onlardan öğrenenleri gittikçe daha çok doğruya yaklaştırdığı düşüncesinden -bu düşünce dolaylı ya da dolaysız olsun fark etmez- vazgeçmemiz gerekebilir.
Son yıllarda yapılan araştırmalar temel güvence yoksunluğunun akıl ve beden sağlığını bozduğunu çeşitli psikolojik rahatsızlıkları tetiklediğini ve dikkat dağınıklığına yol açtığını, yani “zihinsel kapasite”yi olumsuz etkilediğini gösteriyor. İnsanlar, para ya da yiyecek gibi temel ihtiyaçlardan yoksun olduklarında yahut ellerindekini de her an kaybedebilecekleri korkusuyla yaşadıklarında, zihinsel enerjilerinin çoğunu gündelik işlerle boğuşurken kullanıp tüketiyorlar. Problem çözme becerileri köreliyor, yanlış kararlar almaya başlıyorlar. Güvencesizlik insanın kendine duyduğu güveni de zedeliyor, kendisinin ve çevresindekilerin güzel işler başarabileceklerine dair inancını köreltiyor.
Güvence farklılığı ilkesi kavramını öne sürüyorum. bu ilkeye göre bir sosyal politika yahut kurumsal değişim ancak en güvencesiz gruplara güvence sağlayabiliyorsa sosyal olarak adil addedilebilir
Kişisel servet elde etmeyi mümkün kılan şey bireyin kendi üstün yeteneğinden ziyade şanstır yahut yasa ve düzenlemelerdir veyahut aileden kalan mirastır ya da kişinin talihli bir zamanda dünyaya gelmiş olmasıdır. Yasadışı yollarla elde edilmiş servetleri bir kenara bırakırsak, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Çoğu insan, herkese ait olan müşterekleri ticari amaçla yağmalamak suretiyle ve kamu mal ve hizmetlerinin ticarileştirilmesi ve özelleştirilmesi sayesinde elde ettiği rant geliriyle zengin olmuştur. Bu durum bize, rant gelirini vergilendirerek toplumsal olarak üretilen zenginlikten herkese bir sosyal kâr payı dağıtmak için bir gerekçe daha sunmaktadır.