Zorba kahkayı bastı.
-Ne makine şu insan be! İçine ekmek, şarap, balık, turp koyuyorsun; iç çekmeleri, gülüşler ve düşler çıkıyor. İmalathane! Sanırım beynimizde konuşan bir sinema var.
-Ne diye sana söyleyim, patron? Sen, kusura bakma ama, namuslu bir adamsın. Ne yağsın, ne damla. Kışın yorganının dışında bir pire bulsan üşümesin diye içeri sokarsın. Sizin gibi yüce biri nereden anlayacak benim gibi bir düşkünü? Bir pire bulsam cak diye ezerim ben, bir kuzu bulsam, kırt keser, şişe geçirir ve dostlarla tadını çıkarırım.
Diyeceksin ki: Senin değildir, kabul! Ama, bırak be birader, önce yiyelim de, sonra rahat rahat senin ya da benim olduğunu konuşur, tartışırız. Ve sen söyleyecek, söyleyeceksin, ben de küçük bir tahta parçasıyla dişlerimi karıştıracağım.
Lola -sahi, sana onu tanıştırmayı unuttum, adı Lola'dır bana dedi ki:
-Dedecik (bana hâlâ dedecik diyor ama, nazlı bir biçimde), dedecik, ben panayıra gitmek istiyorum.
-Git nineciğim, git! dedim.
-Ama ben seninle gitmek istiyorum.
-Ben gitmem, üşeniyorum, sen git.
Gözleri sulandı:
-Gitmez misin? Neden? istemiyor musun?
-Sen gidersen isterim, gitmezsen istemem
-Ama neden? Sen özgür bir insan değil misin?
-Hayır! değilim!
-özgür olmak istemez misin?
-istemem!
Ne diyeyim patron! infilâk edesim geldi.
-özgür olmak istemiyor musun? diye bağırdım.
-Hayır, istemiyorum! İstemiyorum! istemiyorum!
Patron, sana Lola'nın odasında, Lola'nın kağıdıyla yazıyorum; rica ederim dikkat et; ben sanıyorum ki, özgür olmak isteyen insandır, kadın özgür olmak istemiyor; öyleyse, kadın insan mıdır?