• Kelimeleri çeşitli bahanelerle ayıklarsanız, böyle olur işte, lisanınız kurur, ifadeniz zayıflar.
  • Yan yana akan ama suları hiç birleşmeyen iki çeşme gibiydik, aynı evin içinde birbirimizin varlığından, sesinden, nefesinden haberdar, fakat tamamen ayrı kanallarda çağıldayan.
  • İnsan tüm acıları sadece kendi çekiyor zannediyor. Oysa her hayat bir ağır roman.
  • Yorumuma başlamadan önce bazı kitaplara karşı olan ön yargılarımızdan bahsetmem doğru olacak belki de. Gerek lisedeki edebiyat öğretmenimin “Tanpınar zor okunan bir yazardır.” demesi gerekse sosyal medyada okuduğum muhtelif yorumlar nedeniyle Tanpınar romanlarına biraz mesafeli durmuştum bu vakte kadar. Huzur, 2014 yılından beri kitaplığımda olan ama elimin bir türlü gitmediği bir kitaptı. Tatilde olmam sebebiyle tüm ilgimi, tüm dikkatimi tatil boyunca Huzur’a ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın roman diline vereceğime inandığımdan küçük sahil kasabama yalnızca Huzur’u getirdim. Gerekirse bir ay boyunca elimde tek kitap olacak ama anlayarak okuyacağım düşüncesindeydim.

    Bir otobüs yolculuğunda başladım ilk sayfaları okumaya Mehmet Kaplan’ın “Tanpınar Hakkında Birkaç Söz” yazısı güzel bir başlangıç oldu. Son cümlesinde, diyor ki Mehmet Kaplan: “Tanpınar’ı onun istediği gibi, dura dura, içlerine sindire sindire okuyanlar, onu sevecekler, yalnız ona karşı değil, bütün sanata, bütün insana ve kâinata başka bir gözle bakacaklar, kendilerini ebediyete götüren esrarlı ışıklarla dolu bir yolda bulacaklar.”
    Bu cümleyi okuduktan sonra “inşallah Tanpınar’ı onun istediği gibi okuyabiliriz.” duası geçti içimden.

    Sonra çekinerek başladığım kitabı elimden bırakamadım. İstanbul’dan uzakta deniz, kum, güneş üçlüsü dışarıda beni beklerken ben eski İstanbul sokaklarında Mümtaz ve Nuran’ın peşindeydim. Kitabın arkasında da yazdığı gibi İstanbul kitapta ayrı bir roman kahramanı gibi, bir İstanbul bir de musiki. Bu yıl Handan İnci anlatımıyla gerçekleşen “Tanpınar ve Müzik” konulu bir sohbete gitmiştim oradan aslında biliyordum kitabın içindeki eserleri ama okurken aldığım lezzet bambaşka. Bana Neva Kâr gibi muazzam bir eseri tanıttığı için de teşekkür ederim Tanpınar’a. : )

    Kitapta beni en çok etkileyen karakter İhsan. Onun insana olan inancı öyle kuvvetli ki kitabı tekrar karıştırdığımda İhsan’ın insana dair olan tüm cümlelerinin altına çizmişim.

    “İnsan birdir. Çalıştıkça ve bir şey yarattıkça kendisini bulur, iş mesuliyeti, mesuliyet düşüncesi insanı doğurur.” (264)

    “Zannetme ki sana kabuğunu kır, diye cevap vereceğim… O zaman dağılırsın! Sakın kabuğunu kırma; genişlet ve kendine mal et, kanınla işle ve canlandır. Kabuğun kendi derin olsun…” (272)

    Hatta İhsan’ın yaşamından olan kesitler ve düşünceleri bana Yahya Kemal’i hatırlattı. Yorumu yazarken etkilenmemek için araştırmadım ama Mümtaz’ın Nuran’a İhsan’ı anlattığı bölümde İhsan’ın Paris’e gitmesi, İstanbul’a dönüşünde kendi kaynaklarımızın etrafında döndüğünü söylemesi Yahya Kemal’i getirdi aklıma.

    Karakterlerin hepsi ince ince işlenmiş hiçbiri birbirine benzemeyen ama özlerinde aynı olan karakterler bütünü gibi. Herkesi sesiyle değerlendiren Macide, insana inanan İhsan, kırık bir Nuran, kırılmış bir Mümtaz, iki yol arasında kalmış Tevfik Bey, unutulmayacak bir sonla gidiveren Suat…
    Macide’nin Mümtaz’a kurduğu: “...çok örtünenler çok hülya kurarlar” cümlesi ile kendi hayalciliğime de bir selâm aldım Macide’den. Şu alıntıdan dâhi nasıl ince ince dokunmuş kahramanları içinde barındıran bir roman olduğunu tahmin edebilirsiniz.

    Romandaki tüm kahramanları bir masa etrafında toplayan yemek sahnesi romanın kalbi gibiydi. Dinlenilen musiki ile ruhlarının üzerindeki tozu silken kahramanlarımızın hayata dair, gelecek Türkiye’ye dair, insana dair, kendi hayatlarına dair konuşmaları ve Tanpınar’ın kahramanlarının duygularını, iç dünyalarını ilmek ilmek işleyişi hem damağınızda hem de dimağınızda lezzet bırakıyor.

    Zor okunan bir kitap olmadığını öğrendiğim Huzur genel olarak sevdiğim ve okumaktan edebi bir lezzet duyduğum bir kitap oldu. Elbette ki okuduğumuz romanlarda öfkelendiğimiz bölümler, kabul etmediğimiz fikirler vardır herkes okuduklarından payına düşeni alır, kendi düşüncesi ile kitaptakini tahlil eder zaten bir kitap bu şekilde okunuyorsa size bir şeyler katıyordur kanaatindeyim. Bunun için her kitabı okurken orada yer alan düşünceleri direkt almak yerine ‘kabuğu derimiz yaparak’ yazılanlardan öğrendiklerimizi tahlil ederek, kendimize katarak ilerlemeliyiz.

    Uzattığım için özür diler, herkese iyi okumalar dilerim.
  • Ümitvar görünmeye çalışarak içimde bir mahşer kabarırken bir taş sükuneti takınarak onu uyutmaya çalıştım.