Bununla birlikte benim anlayışıma göre doğaya karşı göz yumup ihmalci davranmak ne kadar büyük bir günahsa, dâhi üstadların ölümsüz eserlerini dikkatle okumamak da o kadar büyük bir hatâdır. Sanat pek özel birkaç seçkinin ilgisi ve hassasiyetiyle var olan tamamen kişisel bir iç dünyadır. Öyle olunca büyükleri hiçbir vakit ve hiçbir sebeple ihmal edemeyiz. Mutlaka onları taklid için değil, onların olağanüstü iç dünyalarını bilip tanımak, ruhlarını anlamak ve bu yakınlıktan yararlanmak için onları okumaya mecburuz. Çünkü şekil ve dil olgunluğunu en iyi örnek olarak ancak onların eserlerinde görebiliriz.
Sayfa 170 - Rıza Tevfik Bölükbaşı (Günümüz Türkçesiyle)
Büyükleri sadakatle taklit etmekten başka amacı olmayan yanlış bir sanat eğitiminin etkisiyle bu inanç gittikçe artarak adeta kesin bir inanış şeklini alıyor. Böylece dehası genel kabul görmüş, etkisi yüzyıllar boyunca sürmüş o ustalar adına, sanat âleminde adeta "hükümet yetkisi" gibi, sanatta yaratıcılık ve kişiselliği sınırlayan bir hakim kuvvet yerleştiriyor.
Sayfa 169 - Rıza Tevfik Bölükbaşı (Günümüz Türkçesiyle)
In pietra od in candido foglio
Che nulla ha dentro, et evvi ció ch'io voglio!
Mânâsı: "Bu taşta veyahut saf ve lekesiz olan şu kâğıtta benim istediğimden başka bir şey yoktur."
Yani: "Gerek bir mermer olsun, gerek kâğıt olsun, onu heykel şekline koyan ve ona bir eser-i sanat olmak üzere kıymet ve ehemmiyet veren benim irâdetimdir. O heykel veyahut o şiir, benim fikrime, hissime sûret vererek benim benliğimi temsil ediyor. Yoksa hadd-i zâtında taş taştır, kâğıt da kâğıttır. Başka bir haysiyeti, kıymeti ve mânâsı yoktur." Demek istiyor ki sanat bahsinde son söz budur ve bu da subjektivizmin hükmüdür.
Ara sıra da söylediğim şiirlerdeki gaye de boşlukta yalnız kaldığımı unutmak ve kendimi avutmak için kendi aks-i sadamı dinlemek ihtiyacıdır. Arz-ı marifet, ibrâz-ı hüner için değildir.