"Halide gece yaşamayı severdi kendi yalnızlığına ortak olsun diye gece açan çiçekleri sevdi hep.Kim bilir belki de kendine benzetiyordu o çiçekleri.."
Güneş Bana Bak
Osmanlı zindanlarında idamını bekleyen Derviş Ali ile Refik Paşa'nın kızı Handan arasında geçen yarım kalan bir aşk
Diğer yandan
İstanbul Vefa'da Can Feda konağına uzanan bir aile dramı, sırlarla dolu bir hikaye geçmiş ile şimdinin hikayesi gece açan çiçekler.
Konağın satışı için bir araya gelen Halide ,Zeliha ,Cihangir ve Nihalin yaşadıkları , sakladıkları, günahları...
Bir geceleri vardır konuşmak için sırlarla dolu odasının kapısı nihayet açılacaktır konuşulacaktır her şey çok bekledi Halide Paşagil bu günü kardeşleriyle kavuşmayı, konuşmayı 16 yıl boyunca uğursuz konakta bir hayalet olarak esaret altında kaldı.
Öğreniyoruz her bir kardeşin hikayesini neden bu konakta mutsuz olduklarını,neler yaşadıklarını babaları tarafından terk edilişlerini..
Konakta asılı duran Handan Hanımın resmedildiği büyük anneanneleri bildikleri Handan'ın sırlarını.. aslında tablonun Fauto Zonaroya ait olmadığını
arkasında ki sır perdelerini
Tarık Tufandan okuduğum ilk kitap ve çok beğendim kalemini, dilini..
Kitap mektuplardan oluşuyordu ve yaşananlar bu mektuplarla anlatılıyordu. Kitap Refik Cemal’in arkadaşı Server’e, Neriman ile evleneceğini bildirmesiyle başlıyor. Sonrasında Neriman’la evlenmesi Neriman’ın Handan’a olan bağlılığı ve Handan başka bir ülkede olmasına rağmen sürekli hayatlarının her yerinde olması ile devam ediyor.
Handan’a gelecek olursak çok değişik ve çalkantılı bir ruh hali olduğunu çekinmeden söyleyebilirim. Nazım’ın ona evlenme teklifi etmesi ama onun kabul etmemesi ardından kısa bir süre sonra Hüsnü Paşa’yla evlenmesi ile Nazım’a neden bunu yaptın diye düşünüyor insan. Bu olaylardan sonra Nazım’ın hapse düşmesi ve orada intihar etmesi aslında intihar sebebinin Handan olduğunu da açıkça belli ediyor. Handan bu olaylardan sonra derin bir vicdan azabı duyuyor bence çünkü sonrasında kendini mutluluğa ve sevgiye çok da layık görmediğini anladım ben. Handan gibi dik duruşlu bir kadının ona her türlü aşağılamayı yapan Hüsnü Paşa’ya takıntısı ve o ne yaparsa yapsın onu beklemesi kendini ondan başka kimseyle düşünememesi çok garipti. Handan genç bir kadındı ve önünde yaşanacak çok hayat vardı. Fakat Handan Hüsnü Paşa’ya takıntısından hasta olup yataklara düştü.
Handan penceresinde olaylar böyleyken bir de Neriman var ki kocasına açıkça Handan sana göre siz Handan’la daha iyi olurdunuz gibi cümleler sarf eden bir Neriman. Kocası ona çok bağlıydı fakat o sürekli kocasının aklına bu fikri sokuyordu. Handan’ı kendinden çok daha mükemmel görüyordu belki bunların payı vardı ama saçmaydı. Refik Cemal ise Handan hasta olunca onunla çok fazla ilgilendi. Birbirlerine aşık oldular. Handan hasta yatağında bir de en kıymetlisi Neriman’ın kocasına aşık olduğunu hissetmesiyle hastalığı daha da kötüleşti.
Kitabı okurken karakterleri asla anlayamadım herkes farklı
HandanHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 20197bin okunma
Yaklaşık 20 yıl önce okuduğum Yarın Yapayalnız’ı tekrar okudum. Aradan bunca zaman gelmemiş gibi. Soprano Handan Sarp’ın terzi kızı Elem’e duyduğu büyük aşk ekseninde (bu karşıtlıklar evreninde) toplumun çelişkili yönleri delik deşik ediliyor.
Bireyselden toplumsala, oradan da kapkara bir yalnızlığa gidip gelen satırlar… Onlarca çiçek adı, onlarca eser adı, onlarca film adı eşliğinde…
Selim İleri’nin kendine en yakın eserlerinden biri olduğunu bildiğim Yarın Yapayalnız, yazıldığı günden beri hiç eskimedi. Post modern duyumsayışları kıskıvrak yakalayan İleri, Reşat Nuri’nin “Çalıkuşu”su ile birlikte eserini bize okutuyor.
Ne zaman bir Selim İleri romanı bitirsem kalbim yanar. O acıları ben çekmişim, o hisleri ben duymuşum gibi.
Altını çizdiğim cümlelere yıllar içinde dönüp bakmıştım. Ömrüm oldukça da bakacağım.
Sizi iyi ki tanıdım Selim Bey. İmzalı bir kitabınız, birlikte çektirdiğimiz bir fotoğrafınız bende ömürlük bir hatıra.
“Hangimizin gönlü karlı kuş yuvası değil ki?”
Tüm şeffaflığımla şunu söylemek istiyorum ki, kitabın ilk 50-60 sayfasından neredeyse hiç zevk almadım. Sebebi sanırım hikayenin içine girmekte güçlük çekmem oldu. Olay örgüsünü, karakterleri, zamanı anlamam 70. sayfalarda başladı ve devamına hayran kaldım. İlk sayfaları bir haftada zor okurken geri kalan sayfaları tek günde birirdim. Tek kelimeyle BAYILDIM. Bir geçmişi, bir geleceği okuyor oluşumuz, yazarın sade ve akıcı dili, karakterlerin duygularını içimizde hissedişimiz beni kitaba bağladı. Olurda okumaya başlar ve sıkılırsanız sakın elinizden bırakıp da gitmeyin. Yazarla tanışma kitabım oldu ve yazarın diğer kitaplarına olan merakımı artırdı. Ahh Handan Hanım, ahh Halide… Ne de çok içime işledi hikayeleriniz. Okumayı planlayan varsa durmasın, başlasın. Keyifli okumalar dilerim!!!
Bilincin tekinsiz sınırlarında gezinen bir “benlik” manifestosu; yazar, kelimeleri birer neşter gibi kullanarak derin, sıra dışı ve özgün bir zihin felsefesi kuruyor.
İçeride bir sorun var: “Ben” dediğimiz o bütünlük, bir şarap şişesinin içine hapsolmuş, bozulmaya yüz tutmuş kirli bir kırmızının içinde eriyor.
Yazar; kokmuş yatakların, hastane tavanlarının ve yabancılaşmış bedenlerin ortasında, zihnin bedenden ayrılıp kendi enkazını izlediği o radikal kopuşu anlatıyor. Sayılar silinirken, sevişmeler hafızanın pıhtılaşmış boşluğuna düşerken; özne olmanın o sahte konforu yerle bir ediliyor.
Süreyya ŞAHİN
Otoriter süperegoya (üstben'e) karşı özgürlükçü bir öznelliğin anlamlı isyancı itirazları yankılanmıştı zihnimde. Evet, bu kitap özgür yaşamamız üzerine yazılmıştı, arzu akışlarımızın engellenmemesi üzerine yazılmıştı. İyi ki yazılmış, gerçekten iyi ki…
Özgür zihnine sağlık Zeynep…
M. Ali ERSÖZLÜ
Sensin DeliZeynep Handan Ateş · İkinci Adam Yayınları · 20260 okunma
Melisa Kesmez' in okuduğum ilk kitabı. Kitap beş küçük öyküden oluşuyor. Her biri de birbirinden güzeldi.
İlk öykü 'Kalanlar' en etkilendiğim ikinci öykü. Okuduktan sonra kitaba devam edemedim, önce bir sindirmem gerekti. İnsanlarla zor bağ kuruyor ama sonrasında o bağı çok sahipleniyor ve koparmakta zorlanıyorsanız siz de sindirmekte zorlanabilirsiniz.
İkinci öykü "Son bir çay' bitemeyen bir ilişki üzere yazılmış tatlı bir öyküydü.
Üçüncü öykü 'Annemin Çadırı' depremle birlikte dağılan bir aile üzerine yazılmış bir öykü. Öyküdeki bazı anlar çok tanıdıktı.
Dördüncü öykü 'Görüşürüz' boşanmış bir ailenin baba-kız hikayesi. Pişmanlıklar, boşluklar, bazen bir rüyayla hiç beklemediğiniz bir anda gün yüzüne çıkabilir.
Son öykü ' Kız Kardeşim Handan' en etkilendiğim öykü bu oldu. Bir anne ve ölümü söz konusu olunca, ardında kalan kız çocukları varsa benim için etkilenmemek kaçınılmaz. Herkes acısını farklı yaşıyor. Kimi o acıda boğuluyor kimi savaşmaya çalışıp tükeniyor.
Hikâyelerin hepsinde insanın kendinden, çevresinden izler bulacağı, evet bu hissi biliyorum diyeceği anlar var. Bizi anlatmış Melisa Kesmez, günlük hayatta yaşadığımız, komşumuzun, akrabamızın yaşadığı, mutlaka içinde olduğumuz ya da tanığı olduğumuz anlar ve duygular. Bunları öyle güzel anlatmış ki, yumuşak yumuşak, yormadan. Dili çok alıcı, betimlemeleri çok hoşuma gitti. Başka kitaplarını da okuyacağım mutlaka.