1000Kitap Logosu
Resim
Peride Celal

Peride Celal

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.7
148 Kişi
446
Okunma
51
Beğeni
3.459
Gösterim
Tam adı
Peride Celal Yönsel
Unvan
Türk Yazar
Doğum
İstanbul, Türkiye, 10 Haziran 1916
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 15 Haziran 2013
Yaşamı
İlk öyküsü Sedat Simavi'in Yedigün Dergisi'nde Ak Kız'ın Hikâyesi adıyla 27 Kasım 1935'te P. Gençay imzasıyla yayımlandı. Daha sonra Son Pasta, Cumhuriyet, Tan ve Milliyet gazetelerinde öyküler, röportajlar yayımladı. Roman da yazmaya başlayan yazar, Üç Yirmidört Saat adlı romanıyla Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'nü kazandı. 1916'da İstanbul'da doğdu. Tam adı Peride Celal Yönsel. İstanbul'da Saint Pulchérie Fransız okulunda okudu. 1944'te İsviçre'ye gitti, Bern'de Basın Ateşeliği'nde sekreter olarak çalıştı. Yurda dönüşte Basın-Yayın Kurumu ve Yeni İstanbul gazetesinde görev aldı. "Ak Kızın Hikayesi" adlı ilk öyküsü 1935'te Yedigün dergisinde yayınlandı. Kolay okunan romanlarıyla tanındı. Başlangıçta hareketli aşk ve serüven kitapları yazdı. 1950'den sonra ise gözlem, sanat ve çözümleme yanları ağır basan ürünler verdi. 15 Haziran 2013 tarihinde 97 yaşında hayatını kaybetmiştir. Cenazesi aile arasında yapılan sade bir törenin ardından İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.
144 syf.
'Tanrı'dan tek dileğim, kendimi öldürmem için bana cesaret vermesiydi.'
Kırmızı Pazartesi
,
Gabriel Garcia Marquez
Merhaba kitap severlerim, ilk kez tesadüf eseri kütüphaneden adına rastladım Peride Celal’in…..Niye ilk kez ama niye bu kendi değerlerimizi itelememiz…. Nasıl güzel yazmış oysa, neden yoksunuz neden unutuldunuz….. Peride Celal 1900 yılların başında doğmuş, 2000 yılların başında ölmüş, koca bir ömür, ödüller almış, filmlere uyarlanmış hikayeleri hatta adına kitaplar çıkarılmış… ( "Peride Celal, “Üç Yirmidört Saat” (1977) romanıyla Sedat Simavi Vakfı 1977 Edebiyat Ödülü’nü şair Fazıl Hüsnü Dağlarca ile paylaştı. “Kurtlar” romanı ile 1991 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. 1996 yılında 15. İstanbul Kitap Fuarı’nın “Onur Yazarı” seçildi. “Kızıl Vazo” adlı romanı Atıf Yılmaz tarafından (1961’de Vedat Türkali’nin, 1969’da Ayşe Şasa’nın senaryosuyla), “Yıldıztepe” romanı Memduh Ün tarafından 1965’te, “Ada” öyküsü Süreyya Duru tarafından 1988’de filme çekildi... Hakkında Selim İleri tarafından (Peride Celal'e Armağan) ve Alpay Kabacalı tarafından yazılmış (Çok Katmanlı Duyarlıklar Yazarı: Peride Celal) yazılmış iki kitap vardır." ) Peki kitap severlerin mekanı, sevgili 1K da neden ilgi görmemiş, sevildiğimizi zannediyoruz ama sevmiyorlar kadınları, sevilmiyoruz...... Kitaba gelecek olursam iki muhteşem hikayeden oluşuyor. 1) Bir Hanım Efendinin Ölümü Kitap bana Kırmızı Pazartesiyi hatırlattı. Kitabın başından belli ölüyor hanımefendi ve sonrası.. Para hırsı, dedikodu, pay kavgası, herkesin bildiği sırların ortaya dökülmesi, çıkarlar, çatışmalar, zenginin malı, züğürdün çenesi…… “Henüz yerini nasıl dolduracağımızı bilmediğimiz bir organ, bu para denen şey.”
Oğuz Atay
2) Ada Bir tarafta şehrin karmaşası, keşmekeşi, stresi, sıkıntısı, bir tarafta adanın huzuru,yeşili, boş vermişliği, hiçliği..... Gelgitleri, içsel sıkıntıları tek tek ince ince işlenmiş... “Ada insanları ıssızlığına davet eden saklanılacak cennet. Ama bedeli? Kentin kalabalıkları arasında bir başka yalnızlığa itilen bir kadın. Sevgisinin çalınmasına karşı direnen bir kadın. Özgür kadın oluşunu mutsuzluğuyla ödeyen, Ada’sız bir kadın.” * Süreyya Duru tarafından 1988’de filme çekilmiş.... Lütfen kadın yazarlarımıza gerekli değeri bu dünyada iken veriniz…. Yazarımız bence isyanında haklı ; *Peride Celal, kendisi için hazırlanan armağan kitapta, Selim İleri’ye verdiği mülakatta “Durmadan bir kenara itildim,” diyor. “Benim en büyük acım bu olmuştur. Ne yaparsanız yapın, itiyorlar.” Sizce de haklı değil mi ?
Okuyacaklarıma Ekle
568 syf.
·
56 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kurtlar'ı okurken aynada kendimle göz göze geldim
Kurtlar ile tanışmam takip ettiğim Bütün Dünya kültür sanat dergisinin bir sayısında yazarın yaptığı inceleme ile başladı. Türk edebiyatında daha önce hiç duymadığım bir kadın yazar karşımdaydı ve kendisi bilinen tüm erkek sanatçılar ile tanışıktı. Erkek olan sanatçıları bilirken onların arasındaki kadın yazarı bilmiyor olmak beni üzdü. Bu yüzden yazıyı bitirdiğim gibi internet alışverişine koştum, bu sefer daha da üzüldüm çünkü kitabın baskısı durdurulmuştu. Nadir Kitap'a baktığımda ise sürüncemde kaldım çünkü ikinci el bir kitabı sipariş etme konusunda hala çekincelerim var. Bu yüzden bir hafta Alsancak'a gittim ve ucunda bütün sahafları gezmek bile olsa Kurtlar'ı bulmuş bir şekilde eve dönmeyi aklıma koydum. Alsancak'ta çok sevdiğim, waffle yapan bir yer var; karşısında da küçücük bir sahaf. Önce oraya girdim ve çok tatlı bir tesadüfle karşılaştım. Meğer o küçücük sahafta toplanan birkaç kişi bir edebiyat derlemesi oluşturuyormuş ve bu ayki sayıda Peride Celal'den bahsedeceklermiş. Benim kadar onlar da bu tesadüfe şaşırdı, biraz konuştuk. Kurtlar hakkında araştırma yapan kıvırcık saçlı hanımefendi de oradaydı birbirimize gülümsedik ama ne yazık ki sahafta Kurtlar yokmuş, bir iki ay önce gelseymişim bulurmuşum ama. Alsancak'ta aslında popüler olan kitap alışverişi Sevgi Yolunda yapılır; ben ise daha önce hiç girmediğim bir caddeye döndüm. Görünürde hiç kitapçı da yoktu ama sanırım bir his beni ilerlemeye itti. Birkaç yere daha sordum, bulamayacağımı düşünmeye başladım, en sonunda çok güzel dizayn edilmiş, plak çalan bir yere girdim. Orada da yoktu :D Bu sefer karşı kaldırıma geçtim, "maalesef" cevabını alacağımdan emin bir sahafa girdim. Görevli adam dışarıda kahve içiyordu, gelmemden dolayı canı sıkılmış gibi ilgilendi biraz benimle, internetten baktı yok galiba, dedi. Sonra geçende başka kitaplar vardı bi' oraya bakayım dedi. Sonra kitabı buldu! Çok şaşırdım, çok mutlu bir şekilde döndüm. Kitabı okumam da kitaba ulaşma hikayem kadar sancılı geçti. Zor bir döneme girdim, okuma isteğim azaldı. Ama en sonunda bugün bitirdim. Kitabı okurken her sayfada sanki aynaya bakıyormuş gibiydim. 2000'ler öncesi siyasi durum, düşünceler, kuşkular, endişeler ve kaçma isteği bugünküler ile paralel. Her sayfa oldukça gerçekçi, otobiyografik. Yaşlanmış, farklı bir jenerasyondan gelen bir kadın ile düşüncelerimin, hayatımın, hayata bakış açımın, korkularımın ve endişelerimin bu kadar benzer olabileceğini görmek beni çok etkiledi. Sanki aynaya, belki geleceğime bakıyor gibiydim ancak bu beni ürküttü çünkü romanın anlatıcısının hayatı karabasanlarla ve pişmanlıklarla dolu. Peride Celal, bu kitapta roman içinde roman yazmaya çalışmış. Ama kendisini mi anlatmış o kuşkulu. Kendi hayatına ne kadar benzerse benzesin, bu kitaba otobiyografik demek çok zor; çünkü anlatıcı, Mine'nin hikayesini anlatmaya çalışırken ve/veya diğer kitaplarında okuyucularının kitabı kendisiyle bağdaştırmasından çok yakınıyor. Mine'yi oluşturmaya çalışırken ona daha farklı bir hayat sunmak istiyor ama kendi hayatına benzediği her noktada geriye gidiyor. Anlatıcının düşünceleri ve pişmanlıkları o kadar yoğun ki, insanda sürekli bir hayatını değiştirme isteği uyanıyor. Anlatıcının özendiği teyzekızı Nilüfer gibi veya kurgusal karakter Mine gibi olmak istiyorsunuz. Yaşanmamış bir aşkın veya yanlış yürütülmüş bir evliliğin karşınıza çıkmasından korkuyorsunuz. O yaşlı kadın ayağa kalksın, bu sefer içmesin, kahvesi soğumasın, ortalığı biraz toplasın, duş alsın, Nilüfer'e kızmasın, Küçük Hoca'yı hor görmesin, kocasına karşı olan hislerini kabullensin istiyorsunuz. Siyasetin hiç değişmediğini görmek korkutuyor, etrafınızdaki kurtların farkına varıyorsunuz. Anlatıcının kocasına hak veriyorsunuz: fırsat ve zaman varken ülkeden kaçmak. Veya İsviçre'den hiç dönmemiş olmayı, İstvan ile Amerika'ya gitmeyi öneriyorsunuz. Kurtlar benim okuduğum kitaplar arasında çok ayrı bir yere girdi. Beni uzun zamandır bir kitap hiç bu kadar etkilememişti. Bir kitapla bu kadar içli dışlı bir hikayem hiç olmamıştı :)
Kurtlar
8.0/10 · 19 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
160 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
Kitapta 2 öykü var. İkisi de bir durumu anlatıyor. Bir hanımefendinin ölümüyle çocuklarının ve hanımefendinin yanında çalışanların düşünce ve duygularına tanık oluyoruz. Gerçekten hanımefendiye değer vermişler mi, değer vermiş gibi mi davranmışlar cevabını bulmaya çalışıyorsunuz. İkinci öykü de birbirini seven ama anlaşamamış boşanmış bir erkek ve kadının yıllar sonra kısa bir süreliğine bir araya geldikleri bir kaç saati anlatıyor. O duyguları ve kafa karışıklığı oluşturan düşünceleri çok güzel vermiş. Yazarın eline sağlık. Okunmaya değer.
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.