Yazar
Peride Celal

Peride Celal

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.6
102 Kişi
309
Okunma
36
Beğeni
2.402
Gösterim
Tam adı
Peride Celal Yönsel
Unvan
Türk Yazar
Doğum
İstanbul, Türkiye, 10 Haziran 1916
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 15 Haziran 2013
Yaşamı
İlk öyküsü Sedat Simavi'in Yedigün Dergisi'nde Ak Kız'ın Hikâyesi adıyla 27 Kasım 1935'te P. Gençay imzasıyla yayımlandı. Daha sonra Son Pasta, Cumhuriyet, Tan ve Milliyet gazetelerinde öyküler, röportajlar yayımladı. Roman da yazmaya başlayan yazar, Üç Yirmidört Saat adlı romanıyla Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'nü kazandı. 1916'da İstanbul'da doğdu. Tam adı Peride Celal Yönsel. İstanbul'da Saint Pulchérie Fransız okulunda okudu. 1944'te İsviçre'ye gitti, Bern'de Basın Ateşeliği'nde sekreter olarak çalıştı. Yurda dönüşte Basın-Yayın Kurumu ve Yeni İstanbul gazetesinde görev aldı. "Ak Kızın Hikayesi" adlı ilk öyküsü 1935'te Yedigün dergisinde yayınlandı. Kolay okunan romanlarıyla tanındı. Başlangıçta hareketli aşk ve serüven kitapları yazdı. 1950'den sonra ise gözlem, sanat ve çözümleme yanları ağır basan ürünler verdi. 15 Haziran 2013 tarihinde 97 yaşında hayatını kaybetmiştir. Cenazesi aile arasında yapılan sade bir törenin ardından İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.
ceren
Kurtlar'ı inceledi.
568 syf.
·
56 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kurtlar'ı okurken aynada kendimle göz göze geldim
Kurtlar ile tanışmam takip ettiğim Bütün Dünya kültür sanat dergisinin bir sayısında yazarın yaptığı inceleme ile başladı. Türk edebiyatında daha önce hiç duymadığım bir kadın yazar karşımdaydı ve kendisi bilinen tüm erkek sanatçılar ile tanışıktı. Erkek olan sanatçıları bilirken onların arasındaki kadın yazarı bilmiyor olmak beni üzdü. Bu yüzden yazıyı bitirdiğim gibi internet alışverişine koştum, bu sefer daha da üzüldüm çünkü kitabın baskısı durdurulmuştu. Nadir Kitap'a baktığımda ise sürüncemde kaldım çünkü ikinci el bir kitabı sipariş etme konusunda hala çekincelerim var. Bu yüzden bir hafta Alsancak'a gittim ve ucunda bütün sahafları gezmek bile olsa Kurtlar'ı bulmuş bir şekilde eve dönmeyi aklıma koydum. Alsancak'ta çok sevdiğim, waffle yapan bir yer var; karşısında da küçücük bir sahaf. Önce oraya girdim ve çok tatlı bir tesadüfle karşılaştım. Meğer o küçücük sahafta toplanan birkaç kişi bir edebiyat derlemesi oluşturuyormuş ve bu ayki sayıda Peride Celal'den bahsedeceklermiş. Benim kadar onlar da bu tesadüfe şaşırdı, biraz konuştuk. Kurtlar hakkında araştırma yapan kıvırcık saçlı hanımefendi de oradaydı birbirimize gülümsedik ama ne yazık ki sahafta Kurtlar yokmuş, bir iki ay önce gelseymişim bulurmuşum ama. Alsancak'ta aslında popüler olan kitap alışverişi Sevgi Yolunda yapılır; ben ise daha önce hiç girmediğim bir caddeye döndüm. Görünürde hiç kitapçı da yoktu ama sanırım bir his beni ilerlemeye itti. Birkaç yere daha sordum, bulamayacağımı düşünmeye başladım, en sonunda çok güzel dizayn edilmiş, plak çalan bir yere girdim. Orada da yoktu :D Bu sefer karşı kaldırıma geçtim, "maalesef" cevabını alacağımdan emin bir sahafa girdim. Görevli adam dışarıda kahve içiyordu, gelmemden dolayı canı sıkılmış gibi ilgilendi biraz benimle, internetten baktı yok galiba, dedi. Sonra geçende başka kitaplar vardı bi' oraya bakayım dedi. Sonra kitabı buldu! Çok şaşırdım, çok mutlu bir şekilde döndüm. Kitabı okumam da kitaba ulaşma hikayem kadar sancılı geçti. Zor bir döneme girdim, okuma isteğim azaldı. Ama en sonunda bugün bitirdim. Kitabı okurken her sayfada sanki aynaya bakıyormuş gibiydim. 2000'ler öncesi siyasi durum, düşünceler, kuşkular, endişeler ve kaçma isteği bugünküler ile paralel. Her sayfa oldukça gerçekçi, otobiyografik. Yaşlanmış, farklı bir jenerasyondan gelen bir kadın ile düşüncelerimin, hayatımın, hayata bakış açımın, korkularımın ve endişelerimin bu kadar benzer olabileceğini görmek beni çok etkiledi. Sanki aynaya, belki geleceğime bakıyor gibiydim ancak bu beni ürküttü çünkü romanın anlatıcısının hayatı karabasanlarla ve pişmanlıklarla dolu. Peride Celal, bu kitapta roman içinde roman yazmaya çalışmış. Ama kendisini mi anlatmış o kuşkulu. Kendi hayatına ne kadar benzerse benzesin, bu kitaba otobiyografik demek çok zor; çünkü anlatıcı, Mine'nin hikayesini anlatmaya çalışırken ve/veya diğer kitaplarında okuyucularının kitabı kendisiyle bağdaştırmasından çok yakınıyor. Mine'yi oluşturmaya çalışırken ona daha farklı bir hayat sunmak istiyor ama kendi hayatına benzediği her noktada geriye gidiyor. Anlatıcının düşünceleri ve pişmanlıkları o kadar yoğun ki, insanda sürekli bir hayatını değiştirme isteği uyanıyor. Anlatıcının özendiği teyzekızı Nilüfer gibi veya kurgusal karakter Mine gibi olmak istiyorsunuz. Yaşanmamış bir aşkın veya yanlış yürütülmüş bir evliliğin karşınıza çıkmasından korkuyorsunuz. O yaşlı kadın ayağa kalksın, bu sefer içmesin, kahvesi soğumasın, ortalığı biraz toplasın, duş alsın, Nilüfer'e kızmasın, Küçük Hoca'yı hor görmesin, kocasına karşı olan hislerini kabullensin istiyorsunuz. Siyasetin hiç değişmediğini görmek korkutuyor, etrafınızdaki kurtların farkına varıyorsunuz. Anlatıcının kocasına hak veriyorsunuz: fırsat ve zaman varken ülkeden kaçmak. Veya İsviçre'den hiç dönmemiş olmayı, İstvan ile Amerika'ya gitmeyi öneriyorsunuz. Kurtlar benim okuduğum kitaplar arasında çok ayrı bir yere girdi. Beni uzun zamandır bir kitap hiç bu kadar etkilememişti. Bir kitapla bu kadar içli dışlı bir hikayem hiç olmamıştı :)
Kurtlar
8.0/10
· 17 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
17
Cevat Bayhan
Kurtlar'ı inceledi.
702 syf.
·
9 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Osmanlı'nın son döneminden 12 Eylül darbesine kadar olan çok geniş bir zaman aralığında giden gelen bir yapıya sahip olan roman başlarda insanı biraz yorabiliyor. Bir kadın yazarın 24 saatini anlatırken insanın kendisi, sevdikleri ve çevresiyle olan çatışmalarını, hayata olan hesaplaşmasını okuyor aynı zamanda ülke gerçeklerini, yakın tarihimizdeki kırılmaları, sosyal ayrışmaları da net bir şekilde görüyorsunuz. İster istemez yaşamınızı sorgulayıp kendi iç hesaplaşmanızı da yapıyorsunuz. Sabırlı okurlara tavsiyemdir.
Kurtlar
8.0/10
· 17 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
5
Necip G.
Mektup'u inceledi.
144 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Peride Celal'in geç gelen mektubu...
1k'nın nitelikli okuma etkinlikleri hayatımıza yeni yazarlar, yeni kitaplar ve yeni kitap dostları kazandırmaya devam ediyor... Geçenlerde akışa hızlı hızlı göz atarken parmaklarım Büşra A. 'nın başlattığı Peride Celal etkinlik iletisinin üzerinde durdu birden... 1000kitap.com/peride-celal-yonsel... Peride Celal ismine aşinalığım var ama hepsi o kadarla sınırlı... Herhangi bir kitabını okumadım, ne tür kitaplar yazar bilmem, hayatta mıdır değil midir bilmem... Sonra ileti metnini okurken şaşırdım açıkçası... 1916 doğumlu yazar. 2013 Haziranında 97 yaşında vefat etmiş... 14-15 kitap yazmış hayatı boyunca... Aşk romanları, öyküler ve diğer türlerde romanlar... Hayatının bir kısmı yurt dışında geçmiş. Üç Yirmidört Saat romanıyla Sedat Simavi Vakfı'ndan Edebiyat Ödülü kazanmış... İşin bu tarafı, her yerden bulup okuyabileceğimiz biyografi kısmı... Ancak Büşra bir de şöyle bir alıntı eklemiş iletisine; "Peride Celal, kendisi için hazırlanan armağan kitapta, Selim İleri’ye verdiği mülakatta “Durmadan bir kenara itildim,” diyor. “Benim en büyük acım bu olmuştur. Ne yaparsanız yapın, itiyorlar.” İşte bu alıntıyı okuyunca sanki bu cümle Selim İleri'ye değil de benim yüzüme söylenmiş gibi irkildim... Ömrünü edebiyata vermiş bir yazar için eminim ne zordur şu cümleleri kurabilmek... Hatta bunları hissetmek... Kendisini kenara itenler kimler bilmiyorum... Zamanında neler yaşandı bitti bunu ayrıca derinlemesine araştırmak lazım... Ancak Peride Celal'i kenara itenler bunu o kadar iyi başarmışlar ki, bu kadar üretken bir yazarın bu kadar az duyulup az bilinir olması bir tesadüf olmasa gerek... Bir okur olarak bize düşen sorumluluk biraz da bu kenara itilen yazarların ellerinden tutup onlara tekrar hak ettikleri değeri vermek (en azından çabalamak) değil mi? İşte Büşra'nın başlatmış olduğu etkinlik, bana aynı zamanda bu fırsatı sunmuş oldu ve davete icabet etmek kaçınılmaz oldu... Kendisine buradan bir kez daha teşekkür ederim... ---------------------------------- Biraz romantik bir giriş olduğunun farkındayım:) Dışarıda gök yarılıp duruyor kaç gündür... Belki yağmurun ve ciğerimize çektiğimiz toprak kokusunun ılımanlaştırıcı etkisidir kim bilir? :) O zaman hemen Peride Celal'in 'Mektup'una geçelim ve biraz da kitaptan bahsedelim... Kitap 1994-95 yıllarında yazılmış dört öyküden oluşuyor. Yani yazar bu öyküleri yazdığında elimizdeki hesaba göre 78-79 yaşlarında... Eğer bir bilgi eksikliği ya da matematik hesabında bir yanlışlık yoksa gerçekten üzerinde 5-10 dakika durup saygıyla karışık hayret duygusunu tam bu noktada yaşamak gerekiyor bence... Tabii öykülerin içeriğini bildiğim için bu hayret duygusu bende daha coşkulu bir biçimde yaşanıyor haliyle... Mesela kitabın son öyküsü 'Kaçak'ta 16 yaşındaki bir kızın iç dünyasına, hayallerine, hayal kırıklıklarına ve bunalımlarına sokuyor bizi yazar... Bir anda 60 yaş gençleşip ve zamanı da geriye sarmadan, tam da bugünün 'kafa yapısında' yapıyor bunu... Kitabın ilk öyküsü 'Böcek', bir psikiyatrist ile hastası arasında yaşananları konu alıyor. Biz psikolojik vakaların sebeplerinin çok derinlerde olduğunu düşünürüz genelde... Ancak doktor birkaç küçük taktiksel denemeden sonra kapıyı açmayı başarıyor... Bu öykü bana göre güçlü başlıyor ama zayıf sonlanıyor. Zayıftan kastım, öykünün finali biraz yaratıcılıktan uzak geldi bana... Kitabın üçüncü öyküsü 'Koşucu'yu çok beğendim... Burada kan bağı denilen şey bir aileyi, bir anne-kızı mesela, ne kadar birbirine bağlıyor sorusunu soruyoruz bir yandan... Aileye sonradan dahil olan bir adamın hayat hikayesi sorduruyor bu soruyu bize... Diğer yandan ise darbelerin memleketimizi darp ettiği bir ortamda 'insan olarak yaşamayı' kendine ve çevresine misyon edinen adamın (az önceki ile aynı adam) hayatının diğer yüzüne tanık oluyoruz. Kitabın ikinci öyküsü olan ve aynı zamanda kitaba adını veren 'Mektup' adlı öyküyü özellikle sona bıraktım... Zaten öyküden ziyade, novella dediğimiz türe daha yakın bir metindi. Kitapta en çok etkilendiğim öykü bu oldu. Eşini yeni kaybetmiş burjuva bir babaya yurt dışındaki oğlundan gelen bir mektup adını vermiş bu öyküye... Öykünün konusuna girmek istemiyorum burada... Çünkü okudukça kendini açan bir öykü Mektup... Zaten konusu bir tarafa, öykünün kurgusu, dili, karakterlerin gerçekle bağı ve finali ayrı ayrı çok başarılı işlenmiş... Öyküye dışarıdan, bir tabloya bakar gibi baktığımızda yazarın tüm bu meziyetlerini ayrı ayrı tahlil edebiliyorsunuz... Kadın bir yazarın, erkek bir karakteri, iç dünyasıyla birlikte, bu kadar detaylı ve gerçekçi yazabilmesi beni hem şaşırttı hem de hayran bıraktı. Bir erkek yazarın bir kadın karakteri bu denli derin yazmasına denk geldiğimde de aynı şekilde hayran kalıyorum. Aklıma ilk Balzac'ın Vadideki Zambak eseri geldi hemen... Düşünsek başka örnekler de buluruz tabii ki... Mektup adlı bu öyküyü biraz da modern dönemde yazılmış bir Tolstoy öyküsü gibi okudum... Hem karakterin iç monologları, hem dış dünyada yüzüne taktığı maskesi, karısıyla ilgili düşüncelerinde 'Kreutzer Sonatovari' sinsi acımasızlık ve daha pek çok detay 'dede'nin adını sık sık andırdı bana öykü boyunca... Hülasa, Mektup'un her açıdan değerli ve çok daha fazla okunması/bilinmesi gereken bir öykü olduğunu düşünüyorum... ----------------------------- Ben Peride Celal ile hayatın güzel tesadüfleri ve 'domino effect' dediğimiz o muhteşem etkileşimi sayesinde geç de olsa tanışma şansı elde etmiş oldum... O artık benim için kenara itilmiş bir yazar değil... Bize zamanın bir köşesinden yazdığı o zamansız 'mektubu' umarım her bir okur dostuma günün birinde ulaşır.... Hepinize keyifli okumalar dilerim...
Mektup
8.3/10
· 67 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
16
111
568 syf.
·
16 günde
·
9/10 puan
kurtlarla çevrili, yozlaşmış büyük bir kentin çukurunda, yalnız bir kadının kendi kendisiyle hesaplaşması, böyle bir şeyler... Kurtlar, 1991 Orhan Kemal Roman Ödülü'nün sahibi.
Kurtlar
8.0/10
· 17 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3