Yerdeki her şeyi küçümser, iyi seçmeyen kısık gözlerini sürekli göğe dikerdi. Ya da apartmanların arasından görebildiği gök kesitlerine... Martılardan hiç hoşlanmazdı. Ona göre hepsi yanlışlıkla kanatlanmış birer tavuktu; ürküntü veren cırtlak seslerini her işittiğinde kulaklarını tıkar, Zeliha adını verdiği bir kumruyu bekler dururdu. Zeliha’nın oraya nasıl alıştığını hiçbir zaman öğrenemediler. Ya da nasıl oldu da Hûma, onca gök döküntüsü arasından, dünyayı sisli gören gözleriyle kuşun birini ayrımsayıp hiç sakınmadan annesinin adını vererek kendine sakladı?