İnsanoğlu -hayatında, düşüncesinde, açlığında ve hırsında, cimriliğinde ve zalimliğinde ve aynı zamanda iyi kalpliliğinde ve cömertliğinde– bir iyilik-kötülük ağıyla kıskıvrak sarılmıştır. Bence tek hikâyemiz budur ve aynı hikâye bütün duygu ve akıl düzeylerinde tekrarlanır.
Erdem ve Kötülük ilk bilincimizin atkısıyla çözgüsüydü, son bilincimizin de kumaşı olacak; üstelik kıra, ırmak ve dağlara, iktisat ve terbiyeye dayatabileceğimiz bütün değişikliklere rağmen. Bundan başka hikâye yoktur. Her adam, hayatının tozuyla toprağını üstünden silkeledikten sonra geriye sadece en zor ve açık seçik sorular kalacaktır: İyi miydi, kötü müydü? İyi mi yaptım, kötü mü?
Tembellikten, zayıflıktan ötürü kendini tanrıların kucağına atıp, “Elimden bir şey gelmezdi, yol önceden çizilmişti” demek kolay. Oysa tercihin ihtişamını düşünsenize! İnsanı insan yapan şey. Kedinin tercih hakkı yoktur, arı bal yapmaya mecburdur. Orada ilahi bir durum yok.
Belki hepimizin içinde kötü ve çirkin seylerin filizlenip güçlendiği gizli bir havuz vardır. Ama bu, etrafı çevrili bir alanda yapılan bir üretimdir, yüzerek yukarı tırmanan yavrular tekrar aşağı düşer. Bazı adamların karanlık havuzlarında, kötülük tırmanarak çitin üzerinden aşıp özgürlüğe yüzebilecek kadar güçleniyor olamaz mı? Bu tür bir adam hilkat garibesi olmaz mı; biz kendi gizli sularımızda onunla akraba değil miyizdir? Hem melekleri hem şeytanları anlamamak saçma olurdu, çünkü onları biz icat ettik.
Tarih bir milyon tarihçinin bezlerinde salgılandı. Bu haşat olmuş yüzyıldan çıkmamız lazım dedi bazısı; bu namussuz, cani yüzyıldan, isyan ve gizli ölüm yüzyılından, kamu arazilerinin mücadeleyle, ne şekilde olursa olsun mutlaka ele geçirildiği bu yüzyıldan çıkmamız lazım.