Şiddet, öfke değildir. Öfkelenmeyi başaramamaktır.
Kişi kendini ifade etme fırsatı bulamadığında, sesini duyuramadığında, sorununu çözemediğinde kendini güçsüz ve başkalarına bağımlı hisseder. Kendini küçük hisseder ve korkar. Acısına hınç eklenir. Çok fazla tatmin edilmemiş ihtiyaç bir araya geldiğinde ve özellikle de kişi kendi hayatı üzerinde bir gücü olmadığını hissettiğinde şiddete başvurur. Nefret, ifade edilmemiş haksızlık, sıkıntı ve tatminsizlik hislerinin birikmesidir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Faniliğimizin ve ölümün varlığının farkında olmak günlük hayattaki eylemlerimize muazzam bir boyut katar. Varoluşsal kaygı bizi anlam aramaya götürür, maneviyatın kapısını açar.
Sağlam olmayan bir temelin üstünde her şey eğreti durur. Yeniden sağlam temeller oluşturabilmek için sabırla geçmişe aydınlatmak, onu anlamak, korkutucu olan ve dile getirilemeyen şeyleri sözcüklere dökmek gerekir. Acıyı haykırmak, sesini duyurmak, içindeki çocuğun bunun kendi hatası olduğunu, aptal, yaramaz, çirkin ya da deli olduğunu sanmasına izin vermemek gerekir.
Rekabete dayalı dünyamızda çoğu kişi kendini meydan okumalarla motive eder. Ama meydan okumada çok fazla gerilim ve stres vardır. Motivasyonu içeride değil dışarıda ararız. İnsanın ilerlemeyi, keşfetmeyi ve hatta çalışmayı sevdiğini unuturuz. "Eğer kendimi zorlamazsam hiçbir şey yapamam" inanışı harekete geçme isteğimizi yok eden bir mecburiye dinamiğine dönüşür.