• yengeç
    yüzme bilmeyen tek deniz hayvanı
    Turgut Uyar
    Sayfa 564 - yapı kredi yayınları 11.baskı
  • 280 syf.
    ·112 günde·Puan vermedi
    Kitapta Peygamberimizin hayatı akıcı, anlaşılır, hap bilgi halinde anlatılmış. Bildiğim şeylerin üzerinden yeniden geçme ve çoğu bilmediğim bilgileri öğrenme fırsatı buldum. Etkili bir okuma olabilmesi için zamana yayarak ve araya kitaplar alarak okumak istedim. Tavsiye ederim.
  • 208 syf.
    ·3 günde
    Sıkıyönetimler, olağanüstü haller, olağan üstü yetkili devlet görevlileri ile yaşanmış acı dolu yıllar ülke tarihi için belleklerden öylesine kolayca siliniverecek gibi değildir. Baskı, zulüm, adaletsizlik, faili meçhul cinayetlerle yüklü bu dönemlerin olmazsa olmaz icraatlarından biri de kitap yasaklamak, evlere baskın yaparak kitap toplamaktı.12 Mart’ta, özellikle de 12 Eylül’de salınan korku yüzünden yurttaşların çoğu evinde kitap bulundurmaktansa sakıncalı saydıklarını toplayıp yakmayı tercih etmişlerdi. Diyeceğim bizler kitap toplatılmasına, sırf yasaklı kitap aramak için evleri basılan bir kuşağın çocuklarıyız...
    Bu konuda idmanlı olmasına idmanlıyız da dijital bir çağda henüz basılmamış bir kitap taslağına el konulmasına,bulunduranlar için bir cadı avı başlatılmasına ilk kez tanık oluyoruz...
    Düşüncenin,düşünceyi ifade etmenin,kağıda dökmenin suç olduğunu çağdaş demokrasilerde ne duyduk, ne gördük. Demek ki bizim demokrasimiz de bize özgü. Muz gibi. Ne niyetine yersen!

    Kitabımıza dönelim:

    Bir dünya düşünün, telefonlar iletişime değil insanları izlemeye hizmet etsin; televizyon ekranları bilgilendirmeye değil insanları dünyaya ve kendilerine yabancılaştırmaya yarasın; itfaiyecilerin görevi yangın söndürmek değil, insanları ve onların arkadaşı kitapları kül gibi yakıp, savurmak olsun. Bir şehir düşünün, dakikada en az 170 km hızında giden arabalardan rahatça okunması için reklam panolarının eni en az 70 metre olsun, insanlar bir araya gelip düşünmesinler, sohbet etmesinler diye evlerin bahçeleri, terasları olmasın; sokaklarda çocuklar değil metal dişli köpekler dolaşsın. Bir melodi düşünün, ne insanın ruhunu okşasın ne coştursun; metal, bakır, iç gıcıklayıcı bütün seslerle insanın bütünlüğünü bozsun. Bir insan düşünün, sormasın, sorgulamasın, düşünmesin, düşündüğünü seslice dile getirmesin, aptallık ve üstün körü bilgi büyük meziyet sayılsın. Bir hafıza düşünün, ne sevgiliyle karşılaşılan ilk günü hatırlasın ne de yutulan hap sayısını...Bir devlet düşünün, küçük bir azınlığa refah ve bolluk sağlarken, yığınları açlığa ve savaşın yıkımına terk etsin. Böyle bir dünya, devlet, şehir, melodi, insan, hafıza ve kadın var mı diye düşünüyorsunuz? Amerikalı yazar Ray Bradbury'un 1953 yılında yayımlanan, 2. Dünya Savaşı sonrası kapitalist-emperyalist dünyanın yıkımını ve felaketlerini kendi anlayışında ele alan ve eleştiren "The Fireman" adlı bilgi-kurgu kitabında bütün bunlar var. Büchergilde Gutenberg Yayınevi'nin, "Fahrenheit 451" (kağıdın yanmaya başladığı 232 santigrad ısı) adıyla okuyuculara sunduğu aynı roman, 1933 yılında başlayan kitap yakma olayıyla faşist iktidarların aydınları hedef tahtasına koymasını eleştiriyor ve Nazi Almanyası'nda kitapları yakılan ve baskı altına alınan aydınlara ithaf ediliyor. Hikayede itfaiyeci Montag, tesadüfen karşılaştığı ve boyun eğmemiş genç kadın sayesinde sorgulamayı ve düşünmeyi öğrenir. Düşünme, cesaret ve girişkenlik ister ve sonunda gene eyleme dönüşür. Devletin takip eden, izleyen, yok eden elemanı Montag, edindiği bu basit yetenekle, günün birinde takip edilen, izlenen, ve yok edilmek istenen durumuna düşer. Her ne kadar roman bilim-kurgu ise de ve gerçek olaylara ve durumlara denk düşmediği varsayılsa da, hikayede toplumun kurtarıcıları olarak aydınların ve insanlığın yol göstericisi olarak da incilin çıkması, ancak roman yazarının dünya görüşüyle açıklanabilir. Yaktığı odun yığınının küllerinden yeniden doğarak ortaya çıkan Anka kuşu da, modern toplumun en ileri ve kendisiyle birlikte bütün insanlığın köleliğine son verecek olan işçi sınıfı olabilir, ancak bu olgu romanda, yakılan kitapları ezberleyerek yaşatan ve böylece insanlığın bilgi birikimini sözle genç kuşaklara aktaran yazarın aydınlarıyla sınırlı. Yaşadığımız dünya tam da kitaptaki devlete, savaşlara ve yaratılmak istenen köleleştirilmiş insanlara denk düşüyor. Bugün de bir avuç azınlığın bireysel rehafı ve mutluluğu için milyonlarca insan açlık, sefalet içinde yaşıyor ya da insan yaşamı parolası "daha fazla kâr" olan bir dünyada sermayenin çıkarları için savaşın yıkımları arasında yok oluyor.

    2018 yılında okuduğum George Orwell’in 1984 kitabından küçük bir alıntı yaparak esenlik ve keyifli okumalar diliyorum sizlere.

    “Karanlığın var olmadığı yer, gelecekti. Asla göremeyeceğimiz, ama bir gün geleceğini bildiğimiz ve hiç değilse düşsel olarak içinde yaşadığımız bir gün.”
  • 190 syf.
    ·Beğendi·9/10
    inanılmaz yerinde bir iş. KAPİTAL gibi ciddi okuma isteyen ve sindirmesi uzun süren fakat mutlaka bilgi sahibi olunması gereken bir eser resmen hap formatına sokulmuş. manga okumaktan keyif alıyorsanız eğer benim gibi "dur biraz bakıyım" diye açar, bir saatte bitirirsiniz. özellikle gençlere iş hayatına atılmadan önce mutlaka okutulmalı. Karl Marx sana selam etmeden geçmeyelim büyük usta.
  • 147 syf.
    Feminizme giriş niteliğinde ve "Feminizm 101" denilebilecek bir kitap. Herkesin okuması gerekiyor, istisnasız herkesin. Yaşadığımız dünya, biz almadan önümüze sunmuyor bize ait olanı bile. Sadece bu coğrafya değil, dünyanın birçok yerinde maalesef karşı karşıya kalınan durumlar verilerle aktarılmış. Kitabın ilk bölümünün başlığı "Biraz Sorun Çıkarmak" sorun çıkarmadan, sesini duyurmadan maalesef bir yolda olamıyorsun. Ardından, adil olmayan dünyaya tepki, kadına yönelik şiddet, azınlıkların maruz kaldığı durumlar gibi pek çok konuda bir soru işareti de olsa bırakıyor ve tohum atıyor insan zihnine; kitapta o kadar çok probleme ve coğrafyaya değinilmiş ki bu yara kanamaya devam ediyor, şekil değiştirerek varlığını sürdürüyor. Kendimizin, varlığımızın farkında olup feminizm mücadelesinde hep beraber var olunmalı ve feminizm sanılanın aksine yalnızca kadınları kapsayan bir düşünce biçimi olmadığı, çok daha kapsayıcı ve eşitlikçi bir görüş olduğunu daha çok dile getirmeli, daha çok anlatmalıyız; bunu da belirtmeden geçemezdim. Dünyanın bu kelimeye hâlâ ihtiyacı var. Dönüp dönüp faydalanacağım, altını bolca çizdiğim satırlara sahip bir kitap; okurken durup nefes aldığım, yutkunamadığım, gözyaşı döktüğüm noktaları da oldu. Ötekileştirmeye olan meylimiz ziyadesiyle hüzünlendiriyor. Okuyalım, okutalım.

    Ayrıca, Kadın Doğum Uzmanı olan Banu Çiftçi'nin "Kadın" isimli TEDx konuşmasını buraya iliştirmek istiyorum. Başlıktan da anlaşılacağı üzere konusu kadın, hap bilgi niteliğinde tabiri caizse anneye anlatır gibi anlatıyor. https://www.youtube.com/watch?v=85RxQHZkluE

    Farklılıklarımız bizi ötekileştirmiyor; bizi ötekileştiren yine kendimiziz. Bir başkasını öteki olarak atfederken, bir başkası da bizi öteki olarak görüyor. Farklılıklarımızla gökkuşağıyız; daha eşit, daha farkında bir dünya temennisiyle.

    Pelin.
  • Affetmen için iyileşmen lazım. Birileri hap bilgi verir gibi affetmek özgürleşmektir dese de, bazı şeylerin affı, acılar tazeyken zordur.
  • Melatonin nedir? Uykuyu nasıl etkiler?
    Tıpkı su ve yiyecek gibi uyku da temel hayati ihtiyaçlarımızdan biridir. Yetersiz uyku depresyon riskini artırır, kalp ve damar sağlığını olumsuz etkiler, bilişsel zorluklara ve hafıza sorunlarına yol açar. Uyku bozukluklarının ruh hali, genetik eğilimler, sağlık sorunları vb. sayısız nedeni olabilir. Bu nedenler arasında en fazla öne çıkan ise ışığa maruz kalmadır. Kanımızdaki melatonin hormonunun düzeyi ışığa maruz kalma yoğunluğumuza göre belirlenir. Melatonin ise uyku döngüsünün ve üreme sürecinin belirleyicisidir.

    Epifiz Bezi

    Melatonin salgısı hayvan ve insan vücudundaki uyku ve diğer periyodik etkinliklerin yerine getirilmesini sağlar. Melatonin düzeyindeki alçalma ve yükselmeler canlının çevre koşulları ile ilgili hayati öneme sahip bilgileri fark etmesini sağlar. Organlarımıza verilen çalışma ritmi ile ilgili bilgiler de aynı kaynaktan gelir.

    Örneğin; melatonin düzeyindeki yükseliş ışığın bittiğini, yani güneşin battığını ve uyku vaktinin geldiğini haber verir. Bunun üzerine beyin motor aktivitesine yavaşlama emri verir. Bu da yorgunluk hissine yol açar ve vücut dinlenmeye geçmek için ısısını düşürür. Bunun tersine melatonin düzeyindeki düşüş, aydınlığın ve güneşin doğduğunun habercisidir. Dikkatin artmasına, tepki süresinin kısalmasına ve enerjik ruh haline yol açar.

    Melatonin, beynin iki yarım küresi arasında yer alan epifiz bezi tarafından salgılanır. Bu küçük bezin diğer adı pineal bezdir. Bu ismin verilmesinin nedeni ise görünüşünün çam kozalağını andırmasıdır. Doğal sebeplerle ya da insan müdahalesi ile epizfiz bezi çalışmayan hayvanlarda uyku ve üreme döngüsünde çarpıklıklar gözlenir.

    Örneğin, hamster gibi hayvanlar yumurtalıklarının aktif hale geldiği mevsimde ürerler. Üreme mevsiminin başlangıcında yumurtalıklar yenilenir. Bu periyodun uzunluğunu belirleyen başlıca etken ise melatonin düzeyidir. Epifiz bezi olmayan hamsterın üreme mevsimine hazırlanması mümkün olmaz ki böylesi bir durum türün devamı için ciddi bir tehlike oluşturur.

    Melatonin yumurtalıkların işlevini kısıtlar. Bu bilgi sayesinde hayvanların üreme yeteneklerini değiştirebiliriz. Örneğin koyunlar yılda sadece bir defa üredikleri halde melatonin tedavisi ile iki kez yavru vermeleri sağlanmaktadır.

    Melatonin ve uyku

    Gözler vücudumuzun ışığa açılan pencereleridir. Aydınlığın ve karanlığın örüntüleri gözün yansıtma perdesi olan retina tarafından algılanır. Bu bilgi biyolojik saatimizi düzenleyen hipotalamusta bulunan suprakiazmatik çekirdeğe (SCN) aktarılır. Ardından servikal gangliyon’a ve son olarak da epifiz bezine iletilir. Burada melatonin, Mel 1 A ve Mel 2 B adı verilen iki reseptöre bağlanır.

    Melatonin salgılanmasını mavi ışık baskılar. (Cep telefonu gibi kişisel cihazlarımız yüzünden bol miktarda mavi ışığa maruz kalırız.) Rahatlamamız ve gevşememiz gereken zamanda duyularımızın zamansız bir şekilde uyarılması hem fiziksel hem de mental sağlığımızı olumsuz etkiler. Mavi ışığa fazla maruz kalmanın kanser, diyabet ve obeziteye yol açtığını söylemek için yeterli kanıt elde edilmemiş olmakla birlikte korelasyonlara bakılarak yapılan değerlendirmede mavi ışığın kanser, diyabet ve obezite riskini artırdığı söylenebilir. Melatoninin sirkadyen ritim ve ergenliğin başlaması üzerinde etkilediği bilinmekle birlikte bu önemli hormonun vücudumuzda üstlendiği görevler üzerine yapılan araştırmalar devam etmektedir.

    Mavi ışığın uykuyu bozucu etkisi nedeni ile bilim insanları uyku saatleri yaklaştığında mavi ışığı engelleyici buna karşın kırmızı ve yeşil ışık dalgalarını geçiren gözlükler kullanmayı önermektedir. Kırmızı ışık dalgaları diğer ışık dalgalarına kıyasla en zararsız olandır. Yeşil ışık ise sirkadyen ritmi mavi ışığın yarısı kadar etkiler. Gözlük kullanmak istemeyenler için bazı cihazlarda bulunan mavi ışığın kısılabilme özelliği kullanılabilir. Bir diğer kaçınma yolu ise uyumadan önceki birkaç saati mavi ışığı bolca yayan cihazlardan uzak durarak geçirmek olabilir.

    Uyku bozukluklarının tedavisinde melatonin hapları kullanılmaktadır. Ancak herhangi bir ilaç gibi melatonin alırken de dozaja dikkat etmek gerekir. Düşük doz etkisiz, yüksek doz ise hipotermiye (vücut ısısının anormal derecede düşmesi) yol açabilir. Bununla birlikte melatoninin bir uyku ilacı olmadığı, sadece doğal hormon düzeyi bozulduysa bunun düzenlenmesine yardımcı olduğu unutulmamalıdır. Uykusuzluğa yol açan bunun dışındaki sorunları melatonin takviyesinin çözmesi beklenemez.

    Hap olarak alınan melatonin takviyesi “jet lag”* etkisini ortadan kaldırır ve uykusuzluğu önlemede büyük yarar sağlar. Ancak bu yararlar kısa vadelidir. Uzun dönemli etkisi olduğunu gösteren bir bilimsel bulgu henüz elde edilmemiştir.

    *Jet Lag: Vücudun biyolojik saatiyle, seyahat edilen yerin saatinin uyumsuzluğu neticesinde vücudun bocalamasına jet lag denir.