"Pero Elez anneni Lidiya adında Karadağlı bir kadına sattı. Annen şu anda Karadağ'da Sırp bir ailenin yanında yaşıyor." Kerima'nın solgun yüzü sevinçten aydınlandı. "Bana çok güzel bir haber verdin Suada abla," dedi mutluluktan ağlar ken. "Annemi tamamen kaybettiğimi sanmıştım." "Hadi, daha fazla oyalanma Kerima," diye bir kadın uzaktan seslendi. ta Kerima gözyaşlarını sildi. "Hoşça kal abla," dedi. "Ben buradan ayrılıp başka bir ülkeye gidiyorum. Annemin izini de artık gideceğim ülkeden süreceğim. Şimdi burada kalır sam annemi asla bulamam. Savaş hâlâ devam ediyor çünkü, ne zaman biteceğini de ne yazık ki kimse bilmiyor." Elinden sımsıkı tuttum, ona son defa sarıldım. "Sen de hoşça kal," dedim içim acıyla dolarken. "Kendine bundan sonra çok iyi bak. Umarım bir gün annenle tekrar birbirinize kavuşursunuz." Ellerini ellerimden çözdü. Bana arkasını dönüp gider ken de, "Anne oldum," dedi gözleri buğulanırken. "Doğur duğum Çetniki bağrıma basamadım. Onu terk ettim."
Allah'ın mavi arşına Mabellerden tekbirler yükseliyor Bunlar ülkemin şarkılarıdır Tüm ovalar, dağlar bunu haykırıyor Kanlı toprak üzerine kurulmuş Sevgili Bosnam benim İki gözüm gibi korurum seni Çünkü ben senin oğlunum, senin Tuna'da altın tohum Drina'da mavi şafak Neretva'da güneş batarken Sava ovalara yayılır Kanlı topraklar üzerine kurulmuş Sevgili Bosnam benim İki gözüm gibi korurum seni Çünkü ben senin oğlunum, senin...
"Biliyorum, bu gerçekler karşısında susmak günahtır, ama konuş mak da bir o kadar tehlikelidir. Aynı acıları hepimiz yaşıyoruz. Sus, sadece acılarına katlan."
Daha birkaç ay öncesi ne kadar sürdürdüğüm sakin hayatım, sanki güçlü dalgala rın üzerinde sallanıp alabora olan bir tekneye dönüşmüştü. Bu kadar çalkantıdan sonra ruhum mavi suların karanlık de rinliklerinde hapsolmuştu. Artık vatan toprağımın üzerinde açan değil, solan beyaz bir zambaktım ben. Günlerin neşeli bir şekilde geçtiğini gösteren ve Bosna'nın simgesi olan be yaz bir zambak çiçeği olmaktan çıkmış, yüreğimde açan kan güllerine dönüşmüştüm. Gezip tozmak, sokaklarda özgürce dolaşmak bizim için hayaldi artık. Sadece savaş ve gözyaşı Boşnakların uğursuz kaderi olmuştu. Bu uğursuz kaderi biz yazmamıştık, ama bu uğursuz kaderin senaryosunu yazanlar ne yazık ki bizi başrol oyuncularından biri yapmıştı. boyunca da bu uğursuz kaderin yaftasını boynumda taşıyıp Ömrüm duracaktım. Artık ölülerime dahi ağlayamayan bir ölüye, bir gül olup da gülemeyen kaderi bahtsiz birine dönüşmüştüm.