General Ratko Mladiç ve emrindeki Sırplar beş günde tam 8.300 Müslüman Boşnak'ı hunharca katlettiler. Sırplar bu katliamı yaparken Bosna'daki Birleşmiş Milletler ne yazık ki üç maymunu oynuyordu. Sırplar keskin bıçaklarıy la doğradıkları Boşnakların feryatlarını telsizlerden bütün dünyaya zevk içinde duyuruyorlardı. Şimdi bir kez daha soruyorum: Birleşmiş Milletler bu soykırımda Boşnakların yaşadıkları trajediye neden seyirci kaldı? Yoksa Birleşmiş Milletler, içinde Müslüman devletleri de barındıran bir Hıristiyan topluluğu mu? 1992-1995 yılları arasında Bosna'da yaşanan bu soykırımda yüz binin üzerinde Müslüman Boşnak öldürüldü. Otuz ila elli bin arasında da Boşnak kadına ve genç kıza Sırp güçleri tarafından sistematik olarak tecavüz edildiği ortaya çıktı. Ama bana öyle geliyor ki, sosyal olarak damgalanmaktan korkan tecavüz mağduru sessiz çoğunluk aslında çok daha fazladır. Evet... Bosna'da yalnızca silahların sustuğu bir savaş yaşanıyor şimdi. Boşnakların deyimiyle herkese 'Allah'a emanet..."
Nasıl oluyor da Bosna'daki Birleşmiş Milletler'in Kana dalı komutanı General Lewis MacKenzie, Sırpların zorla alı koyduğu esir bir Boşnak kadına tecavüz edebiliyor? Boşnak kadına tecavüz ederken de ona hiç utanmadan şunu söyleyebiliyor: "Menfaat ile motive edilmiş aşk, en güçlü aşktır."
O anda zaman durdu sanki. Milcho Manchevski'nin hem senaryosunu yazdığı, hem de başarılı bir şekilde yönet tiği Yağmurdan Önce adlı filmi gözlerimin önünden hızla geç ti. Filmde, beklenen yağmur en sonunda yağar ama savaştan geriye kalan her şeyi yağan yağmurun temizlemesi mümkün müdür acaba? Savaşlarda onca yaşananlar insanoğlunun en karanlık ve en vahşi taraflarına ait öykülerse, makineli tüfekler ve top mermileri art arda patlayıp etrafa ölüm saçı yorsa, tecavüz mağduru zavallı kadınlar nefret çocukları'nı dünyaya getiriyorsa... Ne yazık ki savaştan geriye kalan bu.