Çimenlere oturduğumda şimdiye kadarki uçarı hâlim pat diye kaybolurken birden ciddileştim. Sonra son zamanlardaki hâlimi sessizce ve yavaş yavaş düşündüm, bu aralar neden böyleydim? Neden bu kadar endişeliydim acaba? Hep bir şeylerden korkuyorum. Geçenlerde de biri, "Giderek herkes gibi alelade biri oluyorsun," demişti.
Belki de öyledir. Ama gerçekten de bana bir şeyler oldu. Sıkıcı biri oldum. Bu saçmalık. Zayıf, güçsüz birine dönüştüm. Birden bağırarak of çekmek istedim. Cık cık cık, öyle bir çığlıkla kendi korkaklığını saklayamazsın. Silkinip kendine gel. Aşık mı oldum acaba? Yeşil çayırda sırtüstü uzandım.
Neden kendimizden memnun olup hayatımızın geri kalanında sadece kendimizi sevemiyoruz? İçgüdülerimin şu âna kadarki duygularımı, mantığımı alt ettiğini görmek yazık. Bir an bile kendimi unutsam hemen ardından hayal kırıklığına uğruyorum. Her şekilde de kendimde içgüdü olduğunu bilmek beni ağlamaklı yapıyor.
Sabahların utanması yoktur. Çeşit çeşit üzücü anı aklıma düşer, katlanılmaz bir hâl alır. Hiç sevmem, hiç hem de! Sabahları en çirkin hâlimleyimdir. İki bacağım da yorgunluktan bitkin, daha şimdiden hiçbir şey yapmak istemiyorum. Uykumu alamadığımdan mı acaba? İnsanların en zinde olduğu vaktin sabah olduğu da bir yalan. Sabahlar gridir. Her zaman öyledirler. En boş şeydir. Ben sabah yer yatağının içerisinde, her zaman karamsar olurum. Gerçekten berbat. Bir sürü çirkin pişmanlık... hepsi bir anda üşüşerek yüreğimi doldurur, ben de acıdan kıvranıveririm.
Sabahlar eziyettir.