Hafıza geçmişin bizim üzerimizdeki izinden ibaret değildir; o bizim en derin umutlarımızın ve korkularımızın bekçisidir. Hafıza aynı zamanda zamanla aramızdaki esnek ve yaratıcı bağıntının ispatıdır. O, bir saatin yanı sıra deneyimlerimizin niteliklerinin de belirleyicisidir.
Cennette güzel şeyler vaat ederek insanların zihnini ekonomik ve sosyal problemlerden uzaklaştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Bunu yapan din gerçekten de toplumun afyonu konumuna düşer.
Bir camdan karanlık gözlerle bakıp gördüğümüzü bozan benliğimiz değil, nevrotik ihtiyaçlar, baskılar ve çeliş kilerdir. Bunlar, kendi önyargı ya da beklentilerimizden bazılarını diğer insanlara ve etrafımızdaki dünyaya "transfer" etmemize neden olurlar. İşte bu yüzden yanlışlara gerçek diye bakmamızın nedeni de kendimizin farkında olmayışımızdır.
Bir insan kendi bilincinde olmaktan ne kadar uzaksa, endişe, mantıksız öfke ve hoşnutsuzluk tuzaklarına düşmesi de o kadar olasıdır.