Denilmiştir ki: " Dünya eski, harap olmuş bir saraydır. Ondan daha viran olan ise onu elde etmeye çalışan insanın gönlüdür. Cennet ise haraplıktan uzak, mamur bir saraydır.
İnsanlık, gelişme devirlerinde, kişilere ait özel düşüncelerin hepsini eskitmisti. İnsanlığı, bu defa atâlet durumundan kurtarmak için bir Zerdüşt, bir Aristoteles, bir İsa (a.s) yeterli olamazdı. Bu toplayıcı ve derleyici düşünceyi beşeriyete hediye edecek zât, hem peygamber, hem veli, hem siyasetçi, hem iktisatçı, hem hakim ,hem de filozof olmalıydı. İşte insanlığı, içine düştüğü karanlıklardan nura çıkaran o toplayıcı ve derleyici düşünce "İslam" , o nurun çok yüce doğuş yeri "İslam'ın peygamberi Muhammed (s.a.v)"oldu