• Neden barış zor?
    Neden sürekli savaş
    Neden herkes acele ediyor?
    Neden adalet hep yavaş?
    Artık anlamıyorum.
    Neden hep sömürmek amaç?
    Neden tonla parası olan diyor eğer fakirsen kal aç?
    Neden vergi diyerek fakirlerden devlet alıyor haraç?
    Neden siyaset sadece yolsuzluga araç?
    Artık anlamıyorum.
    Neden hedef zirve değil yamaç?
    Neden televizyonda bilim yok da ya aşk oluyor ya maç?
    Benim gücüm yok; sıkıldım beklemekten
    İşaret bekliyorum canım elimde tek melekten
    Çünkü anlamıyorum.
    Çünkü insan pis ve kaba
    Çünkü hiçbir derde deva değil gösterdiğim çaba
  • Filmini izleyenlerin kitabını okumaları, kitabını okuyanların filmini izlemeleri, hatta silah ve şapka edinip en yakın manavdan haraç almaya başlamaları gereken bir başyapıt..

    Kitapta sevdiğim bir not: Godfather vaftiz babası demek... İtalyanlar hayatın tek bir babanın üstlenemeyeceği kadar ağır olduğunu düşündüğünden, çocukların bir de vaftiz babası olduğunu söyler.

    Ben de önce bir Godfather bulup sonra çocuk yapacağım..
  • Benzinden haraç alırcasına üzerine yüzde 250 vergi koyan, 8 milyara mal ettiği doğalgazı 55 milyara halkına satan bir devlet var karşında, en tehlikeli mafyadan bile daha tehlikeli! 17 milyar değerindeki petrole beş buçuk kat kâr koyup 93 milyara halkına veren bir devleti nasıl durduracağız? Sadece petrolden 76 milyar kâr ediyorlar. Hele elektrik! 16 milyara mal edilirken 77 milyara satılıyor bize. Dünyanın en pahalı elektriğini alan tek halkız biz! Güneş enerjisini devreye soktuğun anda bir düşün, devletin, hatta tüm devletlerin doğalgazdan, elektrikten, petrolden, halktan aldıkları haracı milyarları keseceksin. Kendi paramızla kurulmuş ve her ay parasını vererek beslediğimiz bir hapishanedeyiz!...”
  • Mustafa ÖZTÜRK
    Diyelim ki kâfirlerle ilişkimizi düzenlemek için ayet arıyoruz Kur’an’da.
    Biri “senin dinin sana, benim dinim bana” ayeti güzel bir ayet, bunu uygulayalım dedi. Diğeri de “dinde zorlama olmaz” ayetini uygulamak istedi. Bunlar anlaştılar, tamam, sıkıntı yok.

    Ama başka biri de çıktı “kâfirleri bulduğunuz yerde öldürün” ayetini uygulamanız için önünüze koydu.

    Şimdi soru şu: Biz bu kâfirlerle savaşacak ve nerede görsek onları öldürecek miyiz yoksa “senin dinin sana benim dinim bana, dinde zorlama yoktur” mu diyeceğiz?

    Ulema bu işi şöyle çözdü. En son gelen ayet geçerli ayettir, önceki ayetlerin hükmü tamamen kalkmıştır yani o ayetler nesh olmuştur dedi. Bakın, bazı ayetlerin hükmünün geçici olarak değil tamamen kalktığını söylediler.

    Sen neshi ister kabul et ister etme. Ümmet-i Muhammed 20. yy’a kadar neshi kabul etmeyeni müslümandan saymıyordu. Peki bazı ayetlerin hükmünün kalktığını yani nesh olduğunu kim dedi? Allah demedi, peygamber efendimiz de demedi. Kim çıkardı bunu? Ulema çıkardı. Neden çıkardı? İşte yukarıda bahsettiğime benzer sorunları ortadan kaldırmak için çıkardı.

    Oysa olay şu…

    “Senin dinin sana, benimki bana” gibi ayetler, Mekke döneminde, Müslümanların savaşacak gücü olmadığı zamanlarda gelmişti. Allah bu yüzden “rabbinin hükmü gelene kadar sabret” diyordu. Dik durmalarını ama dikleşmemelerini öğütlüyordu. Mekke dönemi böyle geçti.

    Medine’ye gelip güçlendikten sonra bu hakaretleri sürekli sineye çekmek zorunda değillerdi. Savaş ayeti geldi ve kılıçları çekebildiler. Sahabe bunu çelişki olarak görmedi çünkü her günün şartına uygun şekilde ayet geliyordu. Medine döneminin şartlarına göre de Müslümanları yurtlarından çıkarıp zulmedenlerle savaşmaları ve onları buldukları yerde öldürmeleri mümkün ve uygun olandı.

    Ulema son gelen ve “bunlarla savaşıp burunlarını sürteceksiniz, cizyeye mahkum edeceksiniz” diyen bu ayetleri nihai hukuk olarak aldı ve Ehl-i Kitap’la bundan sonra başka bir ilişki kuramayacağımızı söyledi. 1400 yıl boyunca zımmi hukuku bu mantığın üzerine kuruldu. Ehl-i Kitap’la gidip savaşacağız, ya Müslüman olacaklar ya da bize haraç verecekler. Barışın değil, savaşın esas olduğu bir hukuk… Böyle olmasına neden olan, ayetleri bağlamından koparıp “son gelen ayet diğer ayetlerin hükmünü kaldırır ve kıyamete kadar geçerlidir” diye düşünmekti.

    Oysa “fitne ortadan kalkıp din Allah’ın oluncaya kadar savaşın” ayetinin bağlamına bakınca iş değişiyor.
    Müslümanlar yani sahabiler bir müşriği öldürdüler. Öldürdükleri gün ise haram ayın içinde. Müşrikler ayağa kalkıp “Ey Muhammed, haram aya da mı saygın yok, hani haram aylarda insan kanı dökülmeyecekti” dediler. Kur’an da şöyle dedi “siz 13 yıl boyunca Müslümanlara dünyayı dar edip zulmederken iyiydi de haram ay bize gelince mi haram ay oluyor”. Evet, insan öldürmek kötüdür ama fitne daha kötüdür.

    Yani bu ayetin demek istediği -allahualem- şudur: Fitne yani inanca yönelik her türlü baskı ortadan kalkıncaya ve insanlar neye niçin inandığının hesabını hiç kimseye değil, Allah’a verecek özgürlük ortamına kavuşuncaya kadar savaşın.

    İnanç özgürlüğünü teminat altına almayı amaçlayan ayeti siz kılıçla herkesi Müslüman yapma ayetine dönüştürüyorsunuz. Çünkü ayetleri bağlamından kopuk okuyorsunuz.
  • Merhabalar Parasız Yatılı incelemesine başlamadan önce beğendiğim alıntıyı paylaşmak isterim :
    “Ben çocukken (ne zaman çocuk olmuştum!) görünmeyen adam olup pasta yemek isterdim. Ne kıtmış tutkularım.
    Gidiyor musunuz?
    Güle güle.
    Kapıyı iyice kapayın.
    Sizden üşüdüm.”
    Kitap öykü türünde yazılmıştır ve kadın kahramanlardan oluşan ve birbirinden değerli 12 öykü yer almaktadır.Öyküler : Sabahın Eskimişliğin,Özgürlük Atları,Münip Bey’in Günlüğü,Taşralı,Piyano Çalabilmek,Nehir,Su Ustası Miraç,İskele Parklarında,Edirne’nin Köprüleri,Parasız Yatılı,Yaz Geldi ve Haraç yer almaktadır.Fakat Edirne’nin Köprüleri benim için çok farklıydı çünkü bir vatandan başka vatana gelenlerin anlattıkları duygusal cümlelerle vatan hasretini daha iyi anladım.Kitabın her satırı içime işleyen ve kalbime taht kurdu.Yazarın çok naif bir üslubu var.Cümleler her öyküden sonra kitabı kapatıp size bir süreliğine düşündürmeye iten türdendir.Yazarın ilk okuduğum eseriydi ve bu eserden sonra diğerlerini de okumayı düşünüyorum.İncelememi şu alıntıyla bitirmek isterim :
    “ Duygularımızdan, sevgimizden utanır olduk. Sevgisizliği savunmayı aklı yüceltmek sandık. Pembe suskun çay fincanları kırıldı. Yerlerine bitkisel yağlarla yapılan akşam kahvaltıları geldi.''
    Keyifli Okumalar Dilerim