"Siz insanlar" dedim. "bir şey hakkında konuşurken, hemen şöyle söylemek zorunda hissediyorsunuz kendinizi 'Bu aptalca, bu akıllıca, bu iyi, bu kötü!' Bütün bunların ne anlamı var? Sırf bunları söylemek için mi bir olayın İç yüzünü araştırıyorsunuz? Onun niçin olduğu, niçin olması gerektiği şeklindeki sebepleri açıklayabiliyor musunuz? Böyle yapsanız, yargılarınızda bu kadar aceleci olmazdınız."
Tartışmayı kesmeye hazırdım; ben çok içten duygularla konuşurken, başkasının konuya anlamsız beylik sözlerle yaklaşması kadar beni çileden çıkaran bir şey yoktur.
Kimsenin gelmesine ve elimden tutup beni kurtarmasına ihtiyaç duymuyorum çünkü biliyorum; ben kendi başıma bir bireyim, gücünü henüz yeni fark edebilmiş bir kadınım ve yok saymaya çalışanlara inat varım.
Ne baba ne anne ne sevgili ne de arkadaş... Kanım vücudumdan oluk oluk akarken ve gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken anlamıştım ben gerçeği. Acımasız insanlarla dolu bu dünyada, önemli olan tek şey kendimizdik. Bizi bizden başkası kurtaramaz, öldüremez ve yeniden doğmamıza sebep olamazdı.