Bugün belki de hayatımda en yavaş okuduğum kitabı, Sefiller’I bitirdiğim gün. Neredeyse iki yıl süren Sefiller okuma serüvenim, kitabı daha da benliğime yedirmeme sebep oldu diyebilirim. Kitabı yavaş okuma nedenim kitabın akıcılığı veya hikayenin yavaşlığından değildi kuşkusuz. Sefiller hayatımın iki farklı evresine ve hayat akışımdaki değişim ve dönüşümün tam ortasına tekabül ederek kozamı tamamlayan bir yaprakmışçasına beni çevreledi. Her zaman okumasam da oradaydı, aklımda ve kalbimdeydi. Kendim için okumayı bırakıp gömüldüğüm dönem hep içimde bir ukte olarak bir köşede okunmayı beklerdi. Bugün neredeyse tek solukta okuduğum iki yüz sayfayla bu kitabı eminim ki bir daha açacağım üzere kapattım. Beni en etkileyen ve hayatımdan asla çıkmayacak, hayatıma dokunmuş güçlü kitapların belki de başında her daim bu 15-20 seneyi kapsayan kitabı anacağım. “Romantik bir kitabı daha da romantize ederek nasıl okumayı başarıyorsun.” Onurun bu yorumu bu kitapla ilişkimi ve daha pek çok şeyi açıklar nitelikte. İyilik ve kötülük, suçlu ve kanun, saflık ve kurnazlık, devrim ve krallık, burjuvalar ve parya… Sefil kimdir? Sefilliğin toplumsal inşasında parmağı olan koca bir toplumdur Sefil.
Victor Hugo’nun toplumsal inşacı bir yönden yaklaşılması gerektiğine inanıyorum. Suçlunun, aykırının ve serserinin “kanun” tarafından nasıl inşa edildiğinin yanında toplumun bu örüntüye nasıl sıkıca bağlı kalırken kendini gerçekleştiren kehaneti hayata geçirdiğinin bir örneğidir Jean Valjean. Öte yandan M. Bienvenu yeni bir kehanet başlatır, iyiliğin kehaneti. İyiliğin kehaneti yalnızca kendini gerçekleştirmez, insanları dehşete düşürürken görebilene el verir, bulaşıcıdır. İyi nedir, nefsi aşkın bir biçimde iyi olunabilir mi, olunmalı mıdır? Victor Hugo’nun tesadüflerinin de etkisiyle özgecil iyiliğin