aşağıya iki adet sahne bırakıyorum: ikisi de aynı yönetmenin zihin mutfağından çıkmış kıymetli sahneler. içimizi doldurup taşıran, zihnimizi tepetaklak, ruhumuzu tersdüz eden o acılar...
julie her ne kadar geçmişi olmayan, hafızası kayıp, bağsız bir yarına varmak istese de, zaman hiçbir zaman onun istediği yönde ilerlemez. zaman yaralarını daha da kanata kanata geçer ve geride sadece yaralarını bırakır. julie bu acıyı artık taşıyamaz:
youtu.be/nhtMDlUIBIg
bleu, kieslowski (1993)
tomec ise zihninin içindeki harlardan bir nebze sıyrılabilmek, düşüncelerinin ateşini dindirebilmek için başını buzun serinliğine bırakıyor. ya da bir başka deyişle tomec taşıyamadığı acısı daha da taşmasın diye, içeriye tekrar itiyor. ateş dindikten sonra daha doğru bir karar verebilir belki. (2.30'dan sonraki sahne)
youtu.be/rsle7inq3Q0
a short film about love, kieslowski (1988)
metin kaçan’ın ağır roman’ı, “okuyayım da biraz kültürleneyim” diye eline alıp bir anda kolera sokaklarına düşüren, çıkışı da pek göstermeyen bir roman. bazı kitaplar seni yavaş yavaş içine çeker ama
georges perec’in şeyler adlı romanı, modern insanın tüketimle, eşyayla ve hayallerle kurduğu ilişkiyi merkezine alan; görünürde sakin ama altı oldukça sert bir metindir. kitap, jerome ve sylvie adlı