georges perec’in şeyler adlı romanı, modern insanın tüketimle, eşyayla ve hayallerle kurduğu ilişkiyi merkezine alan; görünürde sakin ama altı oldukça sert bir metindir. kitap, jerome ve sylvie adlı genç bir çift üzerinden, “sahip olmak” arzusunun insan hayatını nasıl yönettiğini gösterir. perec, büyük olaylardan çok küçük ayrıntılara odaklanarak dönemin ruhunu anlatır.
romanda eşyalar neredeyse insanlardan daha canlıdır. mobilyalar, kumaşlar, renkler, vitrinler uzun uzun betimlenir; buna karşılık karakterlerin iç dünyaları silik ve boş gibidir. bu durum bilinçlidir: perec, tüketim toplumunda insanın kimliğinin eşyalar tarafından belirlendiğini vurgular. jerome ve sylvie’nin hayalleri, kendi iç isteklerinden çok başkalarının yaşam tarzlarına özenmek üzerine kuruludur.
kitapta mutluluk sürekli ertelenir. “bir gün daha çok kazanırsak”, “bir gün istediğimiz eve sahip olursak” düşüncesi hiç bitmez. fakat o gün geldiğinde bile tatmin hissi ortaya çıkmaz. çünkü eksik olan şey para ya da eşya değil, anlamdır. perec, bu boşluğu dramatize etmeden, soğuk ve mesafeli bir anlatımla gösterir.
şeyler, kapitalizmin insanı nasıl pasif bir izleyiciye dönüştürdüğünü de ima eder. karakterler çoğu zaman hayatı yaşayan değil, hayata bakan kişilerdir. seçim yapıyor gibi görünürler ama aslında sistemin sunduğu seçenekler arasında dolaşırlar. bu da romanda güçlü bir sıkışmışlık hissi yaratır.
dil sade ama tekrarlarla örülü, ritmik ve bilinçli olarak tekdüzedir. bu tekdüzelik, anlatılan hayatların monotonluğunu yansıtır. büyük çatışmalar, dramatik kırılmalar yoktur; tam da bu yüzden roman rahatsız edicidir. çünkü okur, anlatılan hayatın kendi hayatına ne kadar benzediğini fark eder.
genel olarak şeyler, eşyaların arttıkça insanın azaldığı bir dünyaya dair sessiz ama derin bir eleştiridir.