g.

g.
@harikuladeniz
florebo quocumque ferar hasan âli yücel klasikleri: 65/432
@harikuladeniz·
·
sabitlendi
taşıyamadığımız acılara dair
aşağıya iki adet sahne bırakıyorum: ikisi de aynı yönetmenin zihin mutfağından çıkmış kıymetli sahneler. içimizi doldurup taşıran, zihnimizi tepetaklak, ruhumuzu tersdüz eden o acılar... julie her ne kadar geçmişi olmayan, hafızası kayıp, bağsız bir yarına varmak istese de, zaman hiçbir zaman onun istediği yönde ilerlemez. zaman yaralarını daha da kanata kanata geçer ve geride sadece yaralarını bırakır. julie bu acıyı artık taşıyamaz: youtu.be/nhtMDlUIBIg bleu, kieslowski (1993) tomec ise zihninin içindeki harlardan bir nebze sıyrılabilmek, düşüncelerinin ateşini dindirebilmek için başını buzun serinliğine bırakıyor. ya da bir başka deyişle tomec taşıyamadığı acısı daha da taşmasın diye, içeriye tekrar itiyor. ateş dindikten sonra daha doğru bir karar verebilir belki. (2.30'dan sonraki sahne) youtu.be/rsle7inq3Q0 a short film about love, kieslowski (1988)
Acı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
ağır roman: sert gerçekler ve kırık hayatlar
Puan vermedi·136 syf.··
2026 4. kitabı
metin kaçan’ın ağır roman’ı, “okuyayım da biraz kültürleneyim” diye eline alıp bir anda kolera sokaklarına düşüren, çıkışı da pek göstermeyen bir roman. bazı kitaplar seni yavaş yavaş içine çeker ama bu kitap resmen kolundan tutup arka mahalleye sürüklüyor ve “bak, hayatın bu tarafı da var” diyor. olay örgüsünden çok ortamın kendisi ön planda; yani “sonra ne olacak?”tan çok “burada insanlar nasıl yaşıyor?” sorusunun cevabını veriyor. kitap istanbul’un arka sokaklarında yaşayan, toplumun dışına itilmiş insanların dünyasını anlatıyor. kabadayılar, travestiler, küçük suçlular ve hayatta kalmaya çalışan karakterler üzerinden ilerliyor. ana karakterlerden salih’in etrafında dönen hikâye aslında bir mahalle panoraması gibi. herkesin bir hikâyesi var ama hiçbiri tam olarak “kahraman” değil. bu da kitabı daha gerçek kılıyor. metin kaçan’ın dili oldukça sert ve sokak ağzına çok yakın. süslü cümleler, edebi gösterişler yok; sanki mahallede biri karşına geçmiş yaşadıklarını anlatıyor gibi. bu yüzden okuması akıcı ama aynı zamanda yer yer rahatsız edici. bazı sahnelerde hem gülebiliyorsun hem de “ben şimdi buna mı güldüm?” diye kendini sorguluyorsun. karanlık bir dünyanın içinde garip bir mizah duygusu var. kitabın en güçlü yanı atmosfer kurma becerisi. kolera mahallesi neredeyse yaşayan bir karakter gibi hissettiriyor. okurken gürültüyü, kokuyu, karmaşayı hissediyorsun. aynı zamanda karakterler iyi ya da kötü diye ayrılmıyor; herkes kendi şartları içinde hayatta kalmaya çalışıyor. yazarın cesareti de dikkat çekici, çünkü dönemine göre pek yazılmayan, hatta yazılmaktan kaçınılan şeyleri açıkça anlatıyor. buna karşılık kitap zaman zaman dağınık ilerliyor ve net bir olay akışı arayan okuru yorabiliyor. bazı karakterler çok ilginç olmasına rağmen yeterince derinleşmeden geçiliyor,
Ağır RomanMetin Kaçan · Everest Yayınları · 20212,756 okunma

g.

, bir kitap okudu
Puan vermedi·136 syf.··
2026 4. kitabı
Metin Kaçan
7.8/10 · 2.756 okunma
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
492 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2026 15:45
georges perec’in şeyler adlı romanı, modern insanın tüketimle, eşyayla ve hayallerle kurduğu ilişkiyi merkezine alan; görünürde sakin ama altı oldukça sert bir metindir. kitap, jerome ve sylvie adlı genç bir çift üzerinden, “sahip olmak” arzusunun insan hayatını nasıl yönettiğini gösterir. perec, büyük olaylardan çok küçük ayrıntılara odaklanarak dönemin ruhunu anlatır. romanda eşyalar neredeyse insanlardan daha canlıdır. mobilyalar, kumaşlar, renkler, vitrinler uzun uzun betimlenir; buna karşılık karakterlerin iç dünyaları silik ve boş gibidir. bu durum bilinçlidir: perec, tüketim toplumunda insanın kimliğinin eşyalar tarafından belirlendiğini vurgular. jerome ve sylvie’nin hayalleri, kendi iç isteklerinden çok başkalarının yaşam tarzlarına özenmek üzerine kuruludur. kitapta mutluluk sürekli ertelenir. “bir gün daha çok kazanırsak”, “bir gün istediğimiz eve sahip olursak” düşüncesi hiç bitmez. fakat o gün geldiğinde bile tatmin hissi ortaya çıkmaz. çünkü eksik olan şey para ya da eşya değil, anlamdır. perec, bu boşluğu dramatize etmeden, soğuk ve mesafeli bir anlatımla gösterir. şeyler, kapitalizmin insanı nasıl pasif bir izleyiciye dönüştürdüğünü de ima eder. karakterler çoğu zaman hayatı yaşayan değil, hayata bakan kişilerdir. seçim yapıyor gibi görünürler ama aslında sistemin sunduğu seçenekler arasında dolaşırlar. bu da romanda güçlü bir sıkışmışlık hissi yaratır. dil sade ama tekrarlarla örülü, ritmik ve bilinçli olarak tekdüzedir. bu tekdüzelik, anlatılan hayatların monotonluğunu yansıtır. büyük çatışmalar, dramatik kırılmalar yoktur; tam da bu yüzden roman rahatsız edicidir. çünkü okur, anlatılan hayatın kendi hayatına ne kadar benzediğini fark eder. genel olarak şeyler, eşyaların arttıkça insanın azaldığı bir dünyaya dair sessiz ama derin bir eleştiridir.
ŞeylerGeorges Perec · Metis Yayınları · 20161,355 okunma