Harun GENÇ

Harun GENÇ
@harun_gnc23
TOGÜ / Eğitim Fakültesi
Malatya
38 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
İnsanın maddi geriliği bir öneme haiz değildir, Manevi geriliğidir insanı sırt üstü getiren. Madde bir günde değişir. Bir yerlerden bir şekilde karşına bir servet çıkar ve bir günde dünyanın en zengini olursun. En zengini olduğun dünya da başına bir felaket gelir, bir günde dünyanın en fakiri olursun. Ama ahlâk ve kültür, manevi kıymetler bir günde ne yükselir ne alçalır. Asıl felaket buradadır. İnsanı yalnız para kurtarmayacak, yalnız maddiyat kurtarmayacak. İnsanın zihniyeti bozuksa dünyanın en zengini de olsa ne anlam ifade eder. Bir mefkuresi, bir ideali, bir imanı, bir inancı, bir temel felsefesi yoksa, o servet insana beladır. O servet ancak mana ile birlikte bir değerdir. O manayı kaybettikten sonra madde insana bela olur.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Huzurumun içte olduğunu anladığımdan beri kalamıyorum kalabalıklarda. İnsanlara açılan bazı yollar kendime açılan asıl yolu kapatıyormuş aslında. Faydalı olunmalı, sevilmeli, verilmeli fakat sınırı olmalı her birlikteliğin, özeli olmalı her kimsenin kendisiyle ve Rabbiyle baş başa kalabileceği. Verebilmek için yüce bir oluktan alabilmeli önce. Hesapsız ve beklentisiz. “Yeter artık denilmeden, biraz daha anlat”denilen bir zattan. Sırrını bilene bildireceği. Huzuru bulabileceği, doyabileceği bir mevkiye anlatmalı. Çözüm kavlen değil, kalben ve hissen olmalı… Hirası olmayan yeniden doğamıyor. İçini bulamıyor. Hayatın sesini belirli bir müddet kısmayınca, bilmeden, bulmadan, tanımadan kendini, yitiriyorsun ömrünü. Vakit ayırın kendinize ve vakit ayırın sırlı özünüze…
Normalleşme dediğimiz ne ? Belki dengeye gelmektir normalleşme. Hayatın tekrar o daha dengeli haline yönelmesi… Duygularımızın, dikkatimizin, davranışımızın odağının bir yerde kuvvetle toplanması, bir yana çok yüklenmesi değil de daha eşit bir dağılıma kavuşması… Daha eşit bir dağılım gayretine girilmesi. Denge kendi içinde zaman zaman dengenin kaybolmasını da barındırıyor. Adaptasyon, uyum bunu gerektiriyor. Çünkü ciddi bir durumla karşı karşıyaysak dikkatimizin, duygularımızın, davranışlarımızın o konuda yoğunlaşması çok doğal, beklenir ve hatta işlevsel ( gerekli ). Bu sayede o durumun gerçekliklerini yerine getirebiliyoruz. Ama o bütün kaynaklarımızı bir yere odakladığımız denge kaybı durumunun çok uzun da sürmemesinde yarar var. Çünkü “istiap haddi“ni aşan her deneyim organizmayı zorlar. İstiap haddini aşan deneyim bazen şiddetli ve tek seferde olur, bazen normal bir şiddette ama kronik, yani süresi uzun. Yakınınızda kuvvetli bir patlama olması da uzun yıllar telefon operatöründe çalışmak da kulakta işitme kaybına neden olabilir. Her iki durumda da dayanma gücünü aşan bir deneyim vardır; şiddeti veya süresi sevebiyle. Onun için insan en ağır yaşantıları bile dengeleme eğilimindedir. Doğal yönelimi yaşama doğru olduğu için. Onun için büyük bir afet yaşayan da o bölgede çalışan da bazen şakalaşıp gülüşebilir. Çocuklar resim yapabilir, insanlar sohbet edip top oynayabilir; önüne sevdiği bir yemek geldiğinde sevinç duyabilir. Afet bölgesinden ayrılıp yeni yerlerinde bir düzen kurma gayretinde olanlar için de geçerli bu. O afeti uzaktan izleyip etkilenenler için de. Yaşama tutunmak için bu gerekir, nerede olursanız olun. Ancak yaşama tutunduğumuzda işe yarar bir şey yapabiliriz, kendimiz ve başkaları için. Sürdürülebilirlik ancak böyle mümkün olur. Onun için bu iyi
Eğer kendini başkalarıyla kıyaslayıp durursan Ya mutsuz Ya da kendini beğenmiş biri olursun. Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır, “Ahmet Şerif İzgören “
Kente giren ilk muhacir Altın ışıklarıyla donanmış güneşin Göğsünde iri bir gül Bilinmez serüvenlere işaret. Garson bir çay acele olsun Cevap bekleyen biri var çünkü Hangi sur taşının altında kim bilir Emniyete alınmış yalnızlığıyla. Bu kente bir tek kapıdan girilir Sürünerek otlar boyu Ölüm sularından içilir. - Alaeddin Özdenören