Normalleşme dediğimiz ne ? Belki dengeye gelmektir normalleşme. Hayatın tekrar o daha dengeli haline yönelmesi… Duygularımızın, dikkatimizin, davranışımızın odağının bir yerde kuvvetle toplanması, bir yana çok yüklenmesi değil de daha eşit bir dağılıma kavuşması… Daha eşit bir dağılım gayretine girilmesi.
Denge kendi içinde zaman zaman dengenin kaybolmasını da barındırıyor. Adaptasyon, uyum bunu gerektiriyor. Çünkü ciddi bir durumla karşı karşıyaysak dikkatimizin, duygularımızın, davranışlarımızın o konuda yoğunlaşması çok doğal, beklenir ve hatta işlevsel ( gerekli ). Bu sayede o durumun gerçekliklerini yerine getirebiliyoruz. Ama o bütün kaynaklarımızı bir yere odakladığımız denge kaybı durumunun çok uzun da sürmemesinde yarar var. Çünkü “istiap haddi“ni aşan her deneyim organizmayı zorlar. İstiap haddini aşan deneyim bazen şiddetli ve tek seferde olur, bazen normal bir şiddette ama kronik, yani süresi uzun. Yakınınızda kuvvetli bir patlama olması da uzun yıllar telefon operatöründe çalışmak da kulakta işitme kaybına neden olabilir. Her iki durumda da dayanma gücünü aşan bir deneyim vardır; şiddeti veya süresi sevebiyle.
Onun için insan en ağır yaşantıları bile dengeleme eğilimindedir. Doğal yönelimi yaşama doğru olduğu için. Onun için büyük bir afet yaşayan da o bölgede çalışan da bazen şakalaşıp gülüşebilir. Çocuklar resim yapabilir, insanlar sohbet edip top oynayabilir; önüne sevdiği bir yemek geldiğinde sevinç duyabilir. Afet bölgesinden ayrılıp yeni yerlerinde bir düzen kurma gayretinde olanlar için de geçerli bu. O afeti uzaktan izleyip etkilenenler için de. Yaşama tutunmak için bu gerekir, nerede olursanız olun. Ancak yaşama tutunduğumuzda işe yarar bir şey yapabiliriz, kendimiz ve başkaları için. Sürdürülebilirlik ancak böyle mümkün olur.
Onun için bu iyi