Kafamın içerisinde sesler var
uğultulu, tek düze olmayan, kımıl kımıl, ve bir dağın dibinden bir yardan aşağı, aklıma gelen gözler.
Buğulu bakışlar var, ağlamaya yüz tutan, yüz tutunamadığı için ağalayamayan.
Düşüncelere tercüman olabilir derken.
Kelimeler karmaşalara yol açan birer belirsizlik içeriyor.
Yutkunmadan tek seferde anlatmak isterken, yetersiz kalan nefeslerle tamamlanamayan birer koşuşturma ile son buluyor yollar. Gözler önünde olana bakarken, çabucak verilen kararlarla ilerliyor hayat. Her ruhun kendi içselliği birer yaprak misali ordan oraya savruluyorken, caddelere düşen yağmur damlaları gibi birbirine karışıp akıntıyla kayboluyor. Belki de böylesi olması gerekendir, kimbilir.
Sedasına sevinilen birer bebek iken, selası ile defnedilen birer cesediz hepimiz. Ve yaşayıp giderken ölesiye,
belirsizlik bir zehir gibi kol geziyor hayatımızın sokaklarında, bir iyi bir kötü gibi çekilen nefesler.
Mevsimler gibi bazende sırasını ertelemeden.
Bazı ellerde acılar varken, bazı ellerde çiçekler ve avuçlara sığmayan sevinçler.
Uykusuz kalmışta sabaha torbalı gözlerle uyanmışız çoğu zaman. Geceler düşüncelerle, varoluş sancılarıyla anlam arayışlarıyla geçiyor.
Kimi gönüllerde yıkıntılar var kimilerinde yarına dair sabırsız bekleyişler ve umutlar...