Tbmm ne Doğu'nun tutsağı olmak kararındaydı ne de Batı'nın. Bütün eksikliklerine rağmen Birinci Dönem mebusları bu kararlarında kesindiler. Meclis bu kararda ittifak etmeyenleri kendinden saymamıştır. "Halk", "içtimai teavün", "emperyalizm", "kapatilazim", ve benzeri sözcükleri şu ya da bu blokun tekelinde olarak kabul etmemiştir. Atatürkün özellikle gazeticelere vermiş olduğu demeçlerine bakınız, nefret ettiği ve savaştığı düşmanların başında, kapitülasyonları görürsünüz. Kapitülasyon, Lloyd George kafasının ekonomik "nüshası" idi.
Türkiyenin bolşevik ve emperyalist engeller dışında gerçekleştirdiği hamlelerin herhalde bir değeri ve anlamı vardır. Tarih içinde bir açıklanması vardır. Ve bunlar, kemalizmin ya da Atatürkçülüğün yapısına bağlı şeylerdir. Milli kurtuluş hareketiyle varılan amaç, batılı sistem de bir demokrasiydi ama, mutlak surette sosyal niteliklere de sahipti. Girişilen milli, kollektif hürriyet yada bağımsızlık savaşı ile, Türklerin sırf siyasal değil, ekonomik ve sosyal bağımsızlığıda elde edilmek istenmiştir. 1921 Teşkilat-ı Esasi Kanunu'nun hazırlık çalılmaları sırasında yayımlanan "Halkçılık Beyannamesi" aynı zamanda bir programdı. Beyanname "Türkiye Halkını Emperyalizm ve kapitalizm tahakküm ve zülmünden" kurtarmak amacını ilan etmişti, 18 Kasım 1920 de.. Ama bunu be Pavloviç'in ne de Radek' in teorilerine bağlamamıştır. Tbmm'nin "halkın öteden beri maruz bukunduğu sefalet sebeğlerini yeni vesait ve teşkilatla kaldırarak yerini refah ve saadet ikame etmeyi başlıca hedef sayması da bu açıdan görülmelidir.
Türkiyenin demokrasi deneyi, Batı-Doğu'nun karanlık vadisinden geçerek vardığı aşamlar yalnızca siyasal (sosyal olmayan) bir demokrasi denemesi sayılamaz. Hayır, sorun böylesine basit ve ilkel değildir.
Profesör Duverger'nin açıklaması ile clemenceau'ların tezleri arasında yüzyıllarla ölçülmeyecek kadar bir uzaklık var. Büyük bir iyi niyetin ifadesi olan açıklamalar acaba Türk gerçeğini ortaya koyuyor mu? Batı yöntemlerin titizliğine rağmen, varılabilen sonuçlar ancak kısmen başarılıdırlar. Çünkü ve her şeyden önce Müdafaa-i Hukuk olayın ihmal etmişlerdir.
Profesör Duverger, CHP nin tek parti devrini incelerken "Kemalist rejim faşist değilse de, hiçbit surette demokratik de değildi. Sonucuna varmıştı. Ve demokrasinin" halkçı yada sosyal olmadığını, fakat "an'anevi" (geleneksel) siyasal demokrasi olduğunu da belirtmiştir. Profesör Duverger, bu fikrini daha sonrada korumuştur. Fakat, "Kemalist Türkiye" yi "çağdaş dikatatörlükler" bahsinin, "faşizm taslakları" ya da "sözde faşizmler" bölümünde incelenmiştir. Profesöre göre, faşizm taklidi bir dikataörlük olan kemalist rejim aynı zamanda Cumhuriyetçi bir dikatayörlüktür, petarnalist dediği dikataörlerden ayrılan bazı nitelikler taşır.
Günümüzde ve son eserlerinde Maurice Duverger, Kemalizme çok değişik bir açıdan bakmaktadır. "Az gelişmiş memleketkerin siyasal rejimleri açısından... Artık bir hukuk ve siyase, terimi olarak da incelenmesi gereken ve birçok meselelerin köklerini ayfınlatacak değerde olan" az gelişmişlik"terimi, Fransız dostumuza göre Kemalizme göre, hem bir "ihtilalci dikatatörlük", hem de siyasal rejimlere Kemalizm temel bir örnek sayılacaltır. Meksika, Hindistan örnekleri arasında... Az gelişmiş memleketleri Doğu-Batı standartları arasında invelemek zorunluluğu Prafesör Duverger için de, kendisini göstermiştir. Ve ancak bu metotla bazı gerçeklere varabileceği de ortaya çıkmıştır. Fakat sorun da henüz gelişme halindedir ve çözülmüş sayılamaz.