Bu ümmet, Allah'ın hükümlerini bırakıp çeşitli Hıristiyan toplumlarının kanun, düzen ve hükümlerini ithal ettiği, onların sistemlerini taklit etmeye çalışarak Allah'ın dinini mahkûm ettiği andan itibaren, bu amellerinin dünyevi cezası olan "zillet" azabına mahkûm edilmiş bulunuyor.
Allah’a iman eden bir kişi, O’nun sevdiklerini (sevdiği şeyleri) yerine getirir, O’nu gazaplandıran şeylerden uzak kalır.
(İbn Teymiyye, Mecmuu’l-Fetava: 8/312)
Kalp -ne kadar çok olursa olsun- ibadet ve itaat ile uyum içinde olmazsa, kalpteki iman artmaz, bundan dolayı davranışlar da güzelleşmez. O halde önemli olan, çok ibadette bulunmak değil, kalbin bu ibadetlerle ne kadar harekete geçtiğidir.
Herhangi bir insan, bazı yeni ve eski cahiliye anlayışlarda olduğu gibi olayların bir tesadüf sonucu olduğuna inansa, o da ortak koşma da aynı noktadadır. Gerçekte o, Allah'tan başka hayali bir bir düşünüyor ve bu gücün meydana getirdiği olaylarda söz konusu tesadüf meydana geliyor.