Her değişikliğin iyilik işareti olduğu inancını taşımak, acayip bir düşünce ve gaflettir. Çünkü gerileme ve çöküşler de ancak örf ve âdetlerin değişmesi ile olur. Bunu idrak etmenin zamanı da artık gelmiştir.
Adetlerin değişmesinin bir terakki eseri olması, bu değişikliğin muayyen şartlar altında cereyan etmesine, yani manevi ve fikri hâllerin güzel bir neticesi olmasına bağlıdır. Adetlerin yenileşmesi fikirlerin yenileşmesinden evvel değil sonra olmalıdır.
Fikrimizce bütün bu fenalıkları doğuran, Batı medeniyetini anlamadan taklit edişimizdir. Cemiyetlerin tekâmülü kanununa hakkıyla vâkıf olmadığımız içindir ki, milletlerin kanun ve nizamlarını ve anayasalarını iktibas edecek olursak, bütün işlerimizde ve idarede onlar kadar gelişmeye nail olacağımıza inanıyoruz.
Bu uğursuz inanç yüzünden meydana gelen fenalıkları saymak uzun sürer. Yalnız şunu söylemek yeter ki, bu inanç, bizim kendi kendimizi ıslaha kabiliyetimiz olmadığı zannını uyandırarak, nefsimize olan itimadımızı tükettiği gibi, aynı şekilde, başkalarının da bize karşı olan itimat ve hürmetini yok etmektedir.
Bizim, şimdiye kadar hiçbir ıslahatın icrasında muvaffak olamayışımız, daimî olarak, bizce yapılması zararlı olan yahut yapılmasına imkân olmayan şeyleri yapmak istemiş olmaklığımızdan ileri gelmiştir. İşte asıl ve tek sebep budur.