Hasan Bakır

Medyada Gündem Belirleme Nasıl Olur?
Lasswell’e göre iletişimin toplum içinde üç işlevi vardır: Çevreyi gözetleme, toplumun çevredeki olaylar bakımından tepkisi arasında bağlantı kurma ve kültürel mirasın aktarılmasıdır. McCombs ise “kitle iletişiminin üç geniş toplumsal rolü vardır der: Daha geniş çevrenin gözetimi, toplumların farklı kesimleri arasında uzlaşının sağlanması ve kültürün aktarımı.” der. Bu yönüyle üç tür gündem belirleme vardır: Birincil gündem belirleme: Kamuoyunun hangi konuları önemli olarak algılayacağının belirlendiği süreçtir. Medya, gündem olmasını istediği konulara sürekli olarak yer vermek suretiyle kamuoyunun dikkatini bu yöne çeker. Burada içeriğin sunuş biçimi değil sunuş sıklığı söz konusudur. Örnek olarak sürekli göç ekonomi, güvenlik gibi meselelerin ön plana çıkarılması, kamuoyunun da gündeminde önemli konu başlıkları haline gelmesine sağlar. İkincil gündem belirleme: Gündeme getirilen konuların hangi özelliği ön plana çıkartılmak isteniyorsa o çerçeveye uygun haberin sunulmasıdır. Haber metinde öne çıkartılmak istenen konular seçilir neden sonuç ile birlikte sunularak haberdeki gerçekliğin eşik bekçisinin isteği doğrultusunda akılda kalıcılığını sağlamaktır. Üçüncül gündem belirleme: Medya belirli konuların art arda sıralayarak konular arasında nedensel bağ oluşturur. Buradan doğrudan amacı belirten mesajlar olmasa da örtük kodlama ile mesaj haber içerisine gizlenmiştir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Winston Churchill, Nazi Almanyası Tehdidi 16.11.1934 (BBC)
Birçok insan, savaştan kaçınmanın en iyi yolunun onun dehşetleri üzerinde durmak ve bunları genç kuşakların zihnine canlı biçimde kazımak olduğunu düşünür. Gözlerinin önünde ürkütücü fotoğraflar sergilerler. Kulaklarını katliam öyküleriyle doldururlar. Generallerin ve amirallerin beceriksizliğini uzun uzun anlatırlar. İnsan çatışmasının suçunu ve akıl dışı çılgınlığını kınarlar. Tüm bu öğretinin, eğer bir akıl hastanesinin dışından biri böyle bir şey yapmayı isterse, başka bir ülkeye saldırmamızı ya da onu işgal etmemizi önlemede çok yararlı olacağı söylenebilir. Peki ya biz saldırıya uğrar ya da işgal edilirsek, bu bize nasıl yardımcı olacaktır? Sormamız gereken soru budur. İstilacılar Lord Beaverbrook'un sergisini ziyaret etmeye ya da Bay Lloyd George'un ateşli çağrılarını dinlemeye razı olur mu? Ünlü Güney Afrikalı General Smuts ile buluşup, dostane ve makul bir tartışma içinde aşağılık komplekslerinden kurtulmayı kabul ederler mi? Bundan kuşkuluyum. Bu ülkenin güvenliğinden en ağır zamanlarda sorumluluk taşıdım; bundan ciddi biçimde kuşkuluyum. Diyelim ki kabul ettiler, yine de onları ikna edip sessizce evlerine dönmeye razı edebileceğimizden emin değilim. Şöyle diyebilirler: "Bana öyle geliyor ki siz zenginsiniz, biz yoksuluz. Siz tok görünüyorsunuz, biz açız. Siz galip geldiniz, biz yenildik. Sizin değerli sömürgeleriniz var, bizim yok. Sizin donanmanız var; peki bizimki nerede? Geçmiş sizindi; geleceği bize bırakın." Ve her şeyden önemlisi, şunu söylemelerinden korkarım: "Siz zayıfsınız, biz güçlüyüz." Unutmayalım ki dostlarım, hava yoluyla yalnızca birkaç saat ötede, dünyadaki en eğitimli, en çalışkan, en bilimsel ve en disiplinli yaklaşık yetmiş milyonluk bir ulus yaşamaktadır; çocukluktan itibaren savaşı yüce bir faaliyet, savaşta ölümü ise insan için en