Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem aydınlık hem karanlık bir mevsimdi; umudun baharı umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam tersi istikamete
Konfor alanında sıkışıp kalmak istemiyordu Santiago. Gezmek, dünyayı tanımak istiyordu. Hayatı birkaç insandan ibaret olsun istemiyordu. Ona göre insan, her zaman aynı insanları görürse onları yaşamının bir parçası sanardı. Bu sebeple bu insanlarda yaşamımızı değiştirmeye çalışırdı. Onların istediği gibi olmazsak canları sıkılırdı. Çünkü herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğini sanıyordu, Santiago'ya göre.
Çoban oldu Santiago. Böylece dünyayı dilediği gibi gezebilecekti. Öyle de yapıyordu. Hatta aynı rüyayı iki kere görünce Mısır'a gitmeye karar verdi. Zorluklara karşılaşmasına rağmen, defalarca hırsızlığa uğramasına ve 5 kuruşsuz kalmasına rağmen, hatta aşık olmasına rağmen kişisel menkıbesinden vaz geçmemişti.
Evet kişisel menkıbe. Hayat amacı demek kişisel menkıbe. Herkesin bir hayat amacı ve kişisel menkıbesi olmalı bu hayatta. Santiago'nun da hazineyi bulmaktı. Peki bizim kişisel menkıbemiz ne? Ne için yaşıyoruz? Uğruna mücadele ettiğimiz bir şey var mı? Bir hayat amacımız var mı?
Paulo CoelhoSimyacı