Arzu insanın özüdür yani insanın kendi varlığını sürdürmek için harcadığı çabadır. Bu yüzden sevinçten doğan arzu sevinç duygusu ile beslenir ya da artar; buna karşın kederden doğan arzu keder duygusu ile azalır ya da bastırılır. Öyleyse sevinçten doğan arzunun kuvveti insanın gücü ile dış bir nedenin gücünün birlikteliğiyle kederden doğan arzunun kuvveti ise salt insanın gücüyle tanımlanmalıdır; bu yüzden birincisi ikincisinden daha kuvvetlidir.
Tüm duygular vermiş olduğumuz tanımlardan da anlaşılacağı üzere arzu ile sevinçle ya da kederle ilişkilendirilir. Ancak arzu bireyin kendi doğası ya da özüdür. O halde bir bireyin doğası ya da özü bir diğerinin özünden ya da doğasından ne kadar farklıysa bir bireyin arzusu da bir diğerinin arzusundan o ölçüde farklıdır. Sevinç ve keder ise edilgin durumlardır bir bireyin mevcudiyetini sürdürme imkanını ya da çabasını arttırırlar ya da azaltırlar buna yardımcı olurlar ya da bunu kısıtlarlar.
Madem ki her birimiz neyin iyi neyin kötü neyin daha kötü ya da neyin daha iyi olduğuna kendi duygularımıza göre karar veriyoruz. O halde insanların duyguları kadar kararları da değişebilir niteliktedir. Zaten bu yüzden birilerini birileriyle kıyasladığımızda aralarındaki farkı duygu durumlarına göre belirliyoruz ve böylece kimilerine gözü pek dliyoruz kimilerine ürkek. İşte bu şekilde başkalarını da başka başka adlarla anıyoruz.