Biz ile Kara Dörtleme okumasını tamamlanmış bulunuyorum. Bu Dörtleme'ye, Orwell'ın 1984'ü ile üniversitenin ilk yılında başlamıştım. 1984, o zamana dek okuduğum en iyi kitap olarak yer edinmişti bende. Anlatımı, konusu, her şeyiyle favorim olmuştu.
Daha sonra Fahrenheit 451 kitabını okudum. Konusunu aşırı beğensem de yazımı(ya da çevirisi) nedeniyle okurken anlamakta çok zorlandığım, olayları ve kişileri takip etmekte zorlandığım bir kitap olmuştu.
Yeni Cesur Dünya, aynı şekilde bir distopya için çok güzel bir konuya sahipti. Fahrenheit 451 kitabına göre yazımı daha akıcı ve anlaşılırdı.
Ve son olarak, Dörtleme'yi Biz ile bitirdim. Oysa ilk okumam gereken kitaptı Biz.
Kitap hakkında, genel olarak şunları söyleyebilirim; 1923 için yazılmış enfes bir kurgu. İlk olduğu için aslında okurken kimlerin kitaptan esinlendiğini anında fark edebiliyorsunuz. Mesela, Dörtleme dışında, Dave Eggers Çember, Suzanne Collins Açlık Oyunları... baktığınız zaman aslında her distopya kitapta bu temelin, yani Biz'in kalıntıları mevcut.
Kitap okurken, çapraz okuma yapılmayı isteyen bir kitap bunu göz ardı edemeyiz. Bana yazımı biraz soyut geldi, birçok şey kafamda canlanmadı, kişileri takip etmekte zorlandım. Birde sanırım İthaki'nin çevirisini beğenemiyorum ben.
1984 kitabını Can Yayınları'ndan okumuştum ve aşırı akıcıydı belki Orwell'ın kaleminden ötürü bilemiyorum, belki ilk okuduğum(dörtlemelerden) olduğu için daha bir benimsedim lakin diğer üç kitabı da İthaki çevirisiyle okudum ve üçünde de aynı hissettim "google çeviriden mi okuyorum bunu?"
Sonuç olarak her 4 kitabı okurken de hep aynı şeyleri hissettim, bizden aşırı uzak gibi görünen ama sinsi sinsi içimize sızan gelecek kurguları bunlar.
"Bana en son sayıyı söyle, en büyük, en yüksek sayıyı."
"Fakat bu çok saçma! Sayıların sayısı sonsuzken nasıl bir son sayı olabilir?"
"Öyleyse sen nasıl son bir devrimden bahsediyorsun? Son devrim yoktur. Devrimler sonsuzdur."