Bu uğursuz piçkurusunun diğer küçük çocuklarla aynı olmak için bir parmak uzunluğunda kemik ve kıkırdaktan, bir parmak genişliğinde etten başka eksiği yoktu. Fakat doğa bizi yasalarındaki oranlara öyle bir alıştırmıştır ki, onun tecrübe edilmiş uyumundaki en küçük bir kayma bizi tiksindirir ve korkutur; dolayısıyla -değişmez bir haksızlık olarak- onu yaratanın her hatası, başarısız olmuş yaratıya karşı içimizde bir garez uyandırır. Çünkü vahim bir biçimde bu nefreti ihmalkâr ressamın yerine masum resme yöneltiriz: Her sakat ve biçimsiz varlık kendi çilesinin üstüne bir de, acımasız bir şekilde eliyüzü düzgünlerin saklamayı beceremedikleri rahatsızlığına katlanmak zorundadır. Böylece şaşı bir göz, tavşan dudak, yarık bir ağız, doğanın bir kerelik hatasından bir insanın gittikçe büyüyen acısına, bir ruhun kökü kazınamayacak felaketine dönüşür; daireler çizerek dönen yeryüzü adlı gezegenimizde anlam ve adalete inanmayı zorlaştıran iblisçe bir felakete.