Öncelikle söylemem gerekir ki, kitap çok ilginç yollarla elime geçti. Ben de bu yüzden ilk önce okuyan insanların görüşlerine bakmak istedim, zaten kitabın ilk kısımlarında da bunlardan birkaçını görebilirsiniz. İtiraf etmeliyim, yazar nasıl bu kadar becerikliyse artık, kitabı ağlayarak okuyanlar mı dersiniz, bu kitap sayesinde "doğru yolu" bulanlar mı dersiniz, etrafındaki tüm insanların okumasına vesile olanlar mı, bunalımdan bu kitap sayesinde çıkanlar mı, ilk namazlarına bu kitap sayesinde başlayanlar mı.. ne olduysa oldu. elimde duran kitap 785.baskı. Nasıl olur da edebiyattan bu derece yoksun bir kitap bu kadar okundu diyecek olursanız, toplumumuza birazcık göz atınca şaşırmaktan vazgeçiyorsunuz. 98 sayfalık kitabı için yazar, "Çarpıcı hakikatlerle dolu bir hayat tam bir ibret belgesidir." diyor önsözde. Tamam, bu kadar ağır eleştiriye ara verip size içeriğinden bahsedeceğim. Tüm bu aşırı övgülerin ardından kitap öğretmenlik mesleğine yeni başlayan bir adamın yakınlarıyla sohbet etmesiyle başlıyor. Aslında yer yer bulduğum yanlışları da ekleyecektim fakat bu kadar uzatmanın anlamsız olduğunu düşündüm. Fakat yazım yanlışlarını hiçbir şekilde göz ardı edemedim, berbattı. Neyse, devam edelim. Öğretmenlik mesleğine yeni başlayan ve adını bile bilmediğimiz bir arkadaş, Hatay'a doğru yola koyuluyor. Yolda köyün eski, ihtiyar muhtarıyla konuşmaya dalıyorlar. Eski muhtar, arkadaşın öğretmen olduğunu duyunca aklına kötü bir hikaye gelir ve muhtarken yaşadığı felaketleri arkadaşa anlatmaya başlar. Kısaca bahsetmeye çalışayım, muhtar her zamanki işini yaparken bir gün bir adam gelir ve çok yardıma ihtiyacı olduğunu, ona ev ve iş verirlerse çok memnun olacağını söyler. Kim olduğunu bile bilmediği bu adamı köye ve hatta yeni bir ev yapılana kadar evine alan muhtar, güya "Biz