Bir insanın ideal davranışı belirli bir ölçüyü aşıp da, iyi kalpliliği ve insancıllığı göze batar bir boyut kazandı mı, durumdan kuşku duymanın yeridir.
Uygarlık tarihinin gösterdiğine göre, kadının baskı altında tutulması, kadının davranışına günümüzde getirilen kısıtlama ve sınırlamalar dayanılacak gibi olmayıp, insanı başkaldırmaya zorlayacak niteliktedir. Eğer kadın "erkeksi" sayılan bir davranışa başvuruyorsa, nedeni dünyada dikiş tutturabilmesi için iki olanağın varlığıdır ki, bunlardan biri kadının ötekisi erkeğin ideal yoludur. Dolayısıyla, kadın rolünden her sapış erkeksi, erkek rolünden her sapış ister istemez kadınsı bir izlenim uyandıracaktır.
Caddeden sokaklara doğru sesler elendi,
Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi.
Bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar,
Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar.
Son yolcunun gömüldü yolda son adımları,
Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları.
Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda:
Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda.
Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye,
Yollarını bekledim görüneceksin diye.
Senin için kandiller tutuştu kendisinden,
Resmine sürme çektim kandillerin isinden.
Saksıda incilendi yapraklar senin için,
Söylendi gelmez diye uzaklar senin için.
Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle,
Saatler son gecemin geçti cenazesiyle,
Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü,
Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü...
Faruk Nafiz Çamlıbel