“ Emma, onun için elde edemeyeceği somut güzelliklerden sıyrılıyordu. Emma hep yükseliyordu yüreğinde, göklere yükselen bir tanrısal kutsama gibi ayrılıyordu. En arı duygulardan biriydi bu, yaşayışımızda yeri olmayan, sırf ender oldukları için beslenilen, yitirilmelerinin verdiği üzüntü, elde etmenin verdiği zevkten daha güçlü olan duygulardandı. “
“Ona göre, aşk birdenbire, büyük gürültülerle, ışıklarla, şimşeklerle gelirdi herhalde - yaşamın üstüne düşüp onu altüst eden, istemleri yapraklar gibi koparan, her yüreği uçuruma sürükleyen bir gök kasırgasıydı. “
“ Yabancı bitkiler gibi aşk da hazırlanmış topraklar, özel bir sıcaklık istemez miydi? Öyleyse ay ışığında iç çekişler, uzun uzun kucaklaşmalar, bırakılan ellere dökülen gözyaşları, tenin bütün hırsı, ateşi, sevginin bitkinlikleri, durgunlukları, rahatlıkla dolu şato balkonlarından, pencereleri ipek perdeli, halıları kalın mı kalın, masaları çiçek dolu, yatağı peykeler üzerine konmuş kadın odalarından, değerli taşların özel uşak giysilerindeki kordonların parıltısından ayrılamazdı. “