Böylece ruh asıl evini özlemeye başlar tabii. Platon bu özleme ''eros'' diyordu. Bu sözcüğün anlamı sevgidir. Yani ruh kendi asıl kökenine yönelik bir tür ''aşk dolu özlem'' hissetmeye başlar. Artık bedeni ve duyusal olan her şeyi yetersiz ve önemsiz saymaktadır. Sevginin kanatlarında idealar dünyasınaki yuvasına uçmak ister. Bedenin zindanından kaçıp kurtulmayı arzular.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sokrates doğru bilginin doğru davranışa yol açacağına inanıyordu. Ve ancak doğru davranan kişi doğru bir insan olabilirdi. Yanlış davranıyorsak bu daha iyisini bilmediğimizdendir.
Sokrates çok az rastlanabilecek bir insandı. Hayat ve dünya hakkında hiçbir şey bilmediğinin farkındaydı. Ve işte asıl önemli nokta: Bu kadar az bilgi sahibi olmak acı veriyordu Sokrates'e.
Sonra da diğer cümle: ''En akıllı kişi, neyi bilmediğini bilendir.''
Kimden daha akıllı? Eğer filozofun kastettiği, bu dünyadaki her şeyin bilinemeyeceğinin farkında olan bir kişinin aslında az şey bildiği halde çok bildiğini sanan birinden daha akıllı olduğuysa, bu görüşe katılmak için çok düşünüp taşınmak gerekmezdi. Sofie daha önce düşünmemişti bunu ama şimdi düşündükçe, insanın neyi bilmediğini bilmesinin de bir tür bilgi olduğu giderek daha açık görünüyordu. Bazılarının hiç bilmedikleri konularda kaskatı görüşlere sahip olmasından daha aptalca bir şey yoktu heralde.
Sofie felsefeden çok hoşlanmıştı. Çünkü her şeyden önce, bütün düşünceleri kendi zekasıyla izleyebiliyordu. Okulda öğrendilerini hatırlaması da gerekmiyordu üstelik. Felsefeyi öğrenmek diye bir şey olmayacağı sonucunu çıkardı bundan. Ama belki filozofça düşünmeyi öğrenebilirdi.