Bir hikâyeyi dinlerken çoğu zaman tek bir gerçeğe inanmaya meyilliyizdir. Oysa insan hayatında yaşanan olaylar, tıpkı insanlar gibi tek bir bakış açısından ibaret değildir. Sándor Márai’nin İşin Aslı, Judit ve Sonrası kitabı da bana bunu güçlü bir şekilde hissettiren, anlatım biçimiyle aklımda yer eden eserlerden biri oldu.
Kitabı benim için özel yapan en önemli nokta, aynı olayın üç farklı bölümde üç farklı kişinin gözünden anlatılmasıydı. Bir olayın sadece dışarıdan görünen tarafını değil, insanların o olayın içinde nasıl hissettiğini, neleri sakladığını ve yıllar boyunca içinde nasıl taşıdığını okuyoruz. Bu yönüyle kitap, klasik bir olay örgüsünden çok insan ruhuna yapılmış bir yolculuk gibi hissettirdi.
Romanın merkezinde yer alan karakterlerin her biri kendi dünyasında farklı bir gerçek taşıyor. Péter; geçmişine, ait olduğu çevreye ve kendi hayallerine sıkışmış, hayatındaki seçimlerin etkilerini taşıyan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Onun yaşadıkları, insanın bazen sahip olduğu şeylerin değerini ancak kaybettikten sonra fark edebileceğini düşündürüyor.
İlona ise sevgi, bağlılık ve kırgınlık arasında kalan bir karakter olarak kitabın duygusal yönünü güçlendiriyor. Onun bakış açısından olaylara baktığımızda, aynı ilişkinin içinde bile insanların ne kadar farklı yaralar taşıyabileceğini görüyoruz.
Kitabın en dikkat çekici karakterlerinden biri olan Judit ise hikâyeye başka bir derinlik katıyor. Onun anlatımıyla birlikte geçmişte bildiğimizi sandığımız şeylerin aslında eksik olduğunu fark ediyoruz. Judit’in varlığı, kitabın sadece bir aşk hikâyesi olmadığını; sınıf farklarını, insanın kendini var etme çabasını ve hayat karşısındaki duruşunu da anlattığını gösteriyor.
Márai’nin başarısı burada ortaya çıkıyor: Hiçbir karakteri tamamen iyi ya da tamamen kötü göstermiyor. Her
Kitaplar ona büyük bir haz veriyordu. Özellikle roman okurken aniden kendini başka bir evrende buluyor, içi kıpır kıpır oluyordu. O evrenden çıkıp gerçek hayata döndüğü anda tatlı bir rüyadan uyanmışçasına içi sızlıyor ancak bu üzüntü uzun sürmüyordu çünkü kitabın kapağını açtığı anda tekrar o büyülü dünyanın içine adım atabiliyordu.