Hatice

Hatice
@hatietzschee
Elimdeki bu yaşamla ne yapacağım? Si je vis
Halife seçilebilmenin iki ölçütü vardı: Erkek ve Arap olmak. Arap olmak ölçütüne daha başından şiddetle karşı çıkıldığı (Hariciler) ve binlerce müslüman, herhangi bir müslümanın da Hali­fe olabileceğini savunmak uğruna can verdiği halde, gene Mernis­si'nin dikkat çektiği gibi, "tek bir Allahın kulu bile, bu unvanın yal­nız erkeklere özgü olduğu koşuluna karşı çıkmamıştır".
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kuran'da, "kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlalarınızı dilediğiniz gibi ekin" (2. Sure:223) "direktif'i verildiğinde, Allah ile erkek ara­sında, kadınların aradan çıkarıldığı bir iletişim oluşur. Erkek, bu ile­tişimin öznesiyken, kadın nesneleştirilir: Allah, erkek ile kadın hak­kında konuşur. Müslüman toplumlarda kadının tecridi ve örtünme­ye zorlanması yoluyla "korunması", erkek "tohumu"nun korunması kaygısıyla yakından ilişkilidir. Delaney'in işaret ettiği gibi, bu kay­gı, geçerli üreme teorisinin (monogenetik üreme) ayrılmaz bir par­çasıdır. Bir erkeğin gücü ve otoritesi, kısacası "erkek olarak değeri", onun can verme yetisine sahip olduğu varsayımına dayanır. Buna karşılık "onur"u, çocuğun kendi tohumundan olduğunu güvence al­tına alabilmesine bağlıdır. Bu da, karşılığında, kendisine ait olan ka­dını (özellikle onun bedenini) denetleme yeteneğine dayanır.
Üremede biçimi/formu erkek verir, kadın yalnızca maddeyi sağlar. Kadının sağladığı maddeye insan bi­çimini veren erkek olunca, Aristoteles'in sık sık tekrarladığı "erkeği dölleyen erkektir" cümlesini anlamak kolaylaşır. Kız çocuk, sakat bir erkektir; onu bu duruma getiren erkeklik ilkesinin zaafı ya da bir diğer deyişle kadınlık ilkesinin ağır basmasıdır: Tıpkı sakat ana­babadan bazen sakat, bazen de sakat olmayan çocuk doğması gibi, kadından doğan çocuk bazen erkek, bazen de dişi olur. Bunun nede­ni, kadının sakat (eksik) bir erkek olmasıdır.
kadınları yok edip rahatlasalar!
Soyun yeniden üretilmesinde kadının katkısını salt bir taşıyıcılı­ğa indirgeyen anlayışın en net ifadelerinden birini, Aiskhylos'un Eu­menides adlı yapıtında, erkekliğin temsilcisi güneş tanrısı Apollon dile getirir ve ananın, çocuğunun ebeveyni olmadığını ilan ediverir: Çocuğum dediği yaratığı yaratan anne değildir: Anne, yalnızca karnına ekilen tohumu besleyip büyütendir. Çocuğu yara­tan, tohumu onun içine koyandır. Kadın, bir yabancı olarak bir yabancının tohumunu taşır...
Eski Mezopotamya inanç sisteminde, ad vermenin derin bir an­lamı vardır. Ad, onu taşıyanın özünü yansıtır; aynı zamanda sihirli bir güce sahiptir. Bir şeyin adını bilmek, onun gizini ele geçirmek demektir.