Hatice

Hatice
@hatietzschee
Elimdeki bu yaşamla ne yapacağım? Si je vis
Hocanın ismi Mustafa idi. Bir gün bana dönüp, 'Oğlum senin de ismin Mustafa, benim de. Bu böyle olmayacak. Arada bir fark bulun­malı. Bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun' dedi. O zamandan beri adım filhakika Mustafa Kemal kaldı.
Reklam
Çevrimiçi sözlüklerde kaygının tanımı, "Tipik olarak yaklaşan önemli bir hadise ya da sonucu belirsiz eylem karşısında duyulan endişe, huzursuzluk ve gerginlik hissi" olarak geçiyordu. Bu da eh, hayattaki hemen hemen her şey demekti. Gerçekleşmesi beklenen hemen her olay muallak olurdu ve hayatımızda emin olabileceğimiz tek şey her şeyin belirsiz olduğu iken, kaygı hemen her yerde, her koşulda ve günün herhangi bir saatinde ortaya çıkabilirdi.
"Bir sorun, kendisini yaratan zihin aynı kaldıkça çözülemez."
Atatürk'ün yaşam öyküsünde gerçekleri ve efsaneleri birbirinden ayırt etmek çok zordur ve bir bakıma Atatürk kendi efsanesini kendi yazmıştır.
1890'lı yıllarda Anadolu'yu kasıp kavuran ve sonunda başkente de sıçrayan şiddet olaylarında ölen Ermenilerin sayısı sürekli olarak tar­tışılmaktadır. Türk tarihçiler en fazla 20 bin Ermeni ile yaklaşık 5 bin Müslüman'ın öldüğünü hesaplarken, Ermeni ve Ermeni-yanlısı yazar­lar bu sayıyı 88 bin ya da daha fazlası olarak gösteriyorlar. Abdülhamit döneminde ve sonrasında bir bütün olarak Ermeni nüfusunun arttığı bir gerçektir ama büyüme hızı Müslüman ve Rumlardan daha düşük olduğundan kayıpların sayısının daha az olduğu düşünülebilir. Yine de Ermeni hareketinin bastırılması Abdülhamit'in Batının gözünde lanetlenmesine yol açmıştır. Politikacılar, yazarlar ve karikatüristler tarafın­dan Kanlı ya da Kızıl Sultan olarak anılmaktaydı. Yerel kara mizahçılar padişaha "ben saldırın dedim, öldürün demedim" sözlerini yakıştırtır­ken, herhalde gerçeğe daha fazla yaklaşmışlardı. Temelinde Ermeni so­runlarının önemi, ölülerin sayısında değil, Ermenilerle içinde yaşadıkları Müslüman çoğunluk arasında baş gösteren düşmanlıkta yatıyordu. Bin yıldan uzun bir süre az ya da çok huzurlu bir biçimde süren bera­berlik bir kuşakta sona ermişti.
Sayfa 34·Kitabı okuyor
Reklam