Hocanın ismi Mustafa idi. Bir gün bana dönüp, 'Oğlum senin de ismin Mustafa, benim de. Bu böyle olmayacak. Arada bir fark bulunmalı. Bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun' dedi. O zamandan beri adım filhakika Mustafa Kemal kaldı.
Çevrimiçi sözlüklerde kaygının tanımı, "Tipik olarak yaklaşan önemli bir hadise ya da sonucu belirsiz eylem karşısında duyulan endişe, huzursuzluk ve gerginlik hissi" olarak geçiyordu. Bu da eh, hayattaki hemen hemen her şey demekti. Gerçekleşmesi beklenen hemen her olay muallak olurdu ve hayatımızda emin olabileceğimiz tek şey her şeyin belirsiz
olduğu iken, kaygı hemen her yerde, her koşulda ve günün herhangi bir saatinde ortaya çıkabilirdi.
1890'lı yıllarda Anadolu'yu kasıp kavuran ve sonunda başkente de sıçrayan şiddet olaylarında ölen Ermenilerin sayısı sürekli olarak tartışılmaktadır. Türk tarihçiler en fazla 20 bin Ermeni ile yaklaşık 5 bin Müslüman'ın öldüğünü hesaplarken, Ermeni ve Ermeni-yanlısı yazarlar bu sayıyı 88 bin ya da daha fazlası olarak gösteriyorlar. Abdülhamit döneminde ve sonrasında bir bütün olarak Ermeni nüfusunun arttığı bir gerçektir ama büyüme hızı Müslüman ve Rumlardan daha düşük olduğundan kayıpların sayısının daha az olduğu düşünülebilir. Yine de Ermeni hareketinin bastırılması Abdülhamit'in Batının gözünde lanetlenmesine yol açmıştır. Politikacılar, yazarlar ve karikatüristler tarafından Kanlı ya da Kızıl Sultan olarak anılmaktaydı. Yerel kara mizahçılar padişaha "ben saldırın dedim, öldürün demedim" sözlerini yakıştırtırken, herhalde gerçeğe daha fazla yaklaşmışlardı. Temelinde Ermeni sorunlarının önemi, ölülerin sayısında değil, Ermenilerle içinde yaşadıkları Müslüman çoğunluk arasında baş gösteren düşmanlıkta yatıyordu. Bin yıldan uzun bir süre az ya da çok huzurlu bir biçimde süren beraberlik bir kuşakta sona ermişti.