Amellerin on katından yedi yüz katına kadar mükafatlandırılacağını bildiren vahyin, orucun ecrinin yalnızca Allah katında takdir edileceğini belirtmesi önemli bir detaydır.
Namaz her ne kadar Allah'ın kullarına takdir ettiği bir vazife olsa da, salt vazife şuuruyla icra edilebilecek bir ibadet değildir. İştigal edildikçe gönle siner, gönle sindikçe de bir yaşam düsturu hâline gelir. Kişi bu kıvamı yakalayamadığı müddetçe, namaz bir yük haline gelecek ve zamanla kendini unutturacaktır.
Namaz sembolik bir bakış açısıyla tüm ibadetlerin cem' edilmiş hâlidir. Kişi, namaz için zamandan feragat eder ki bu zekâttır. Yeme ve içmeyi terk eder ki bu oruçtur. İbadeti kıbleye yönelerek eda eder ki bu da hacdır. Kısacası hakkıyla ifa edilen bir namaz, tüm ibadetlerin mikro planda tekrarıdır.
"Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma giden, ona farz kıldığım ibadetleri eda etmesidir. Sonra bana nafileler ile yaklaşmaya devam eder ki böylece sevgimi kazanır. Ben onu sevdiğimde artık işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey isteyince onu verir, sığınma talep ettiğinde himayeme alır ve korurum."
Buhari