Merve Demir, bir alıntı ekledi.
 2 saat önce · Kitabı okuyor

Hayır, onun adını asla anmayacağım. Çünkü o hayali endamıyla, ince, sisler içinde kalmış boyuyla, arkasında acılı hayatımın usul usul yanıp eridiği, şaşkın, parlak, iki iri gözüyle artık bu aşağılık, yırtıcı dünyaya ait olamaz. Hayır, onun adını yeryüzüne ait şeylerle lekelememeli.

Kör Baykuş, Sadık HidayetKör Baykuş, Sadık Hidayet
emre er, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

dante' nin cehennemi
Dünya edebiyatının seçkin eserlerinden biri olarak göklere çıkarılan Cehennem, Dante Alighieri'nin İlahi Komedya'sını oluşturan üç kitabın ilkiydi. 14.233 dizelik epik şiir, Dante'nin vahşi yeraltı dünyasına inişini, araftaki yolculuğunu ve sonunda cennete varışını anlatıyordu. Cehennem; Araf ve Cennet bölümlerinden daha çok okunanı ve hatırlananıydı.

1300'lerin başında Dante Alighieri tarafından kaleme alınan eser, ortaçağ anlayışını yeniden şekillendirmişti. Daha önce cehennem kavramı insanları hiç bu şekilde etkisi altına almamıştı. Dante'nin eseri bir gecede soyut cehennem kavramını, anlaşılır ve dehşet verici bir hayalle somutlaştırmıştı; açık, somut ve unutulmaz. Şiirin yayımlanmasının ardından, Dante'nin yenilediği yeraltı dünyasından kaçman günahkârların Katolik Kilisesi'ne kitleler halinde gitmeye başlaması şaşırtıcı değildi.

Botticelli'nin burada betimlediği Dante'nin yeraltında acı çekilen korkunç cehennem hayali, bir huni şeklinde tasarlanmıştı; cehennem ateşi, lağım, canavarlar ve merkezinde bekleyen şeytanla, lanetli bir yeraltı dünyası. Çukur dokuz farklı seviyeden cehennemin dokuz dairesinden oluşuyordu. Günahkârlar işledikleri günahın büyüklüğü ölçüsünde seviyelere ayrılıyorlardı. En üste yakın yerdeki şehvet düşkünleri veya "cinsel suçlular", heveslerini denetleyememelerini sembolize eden sonsuz bir fırtınanın içine atılmışlardı. Onların altındaki oburlar, iğrenç bir lağım balçığının içinde, yüzükoyun yatmaya zorlanmışlardı. Daha aşağılardaki sapkınlar, yanan kefenlere sarılmış, sonsuz ateşle lanetlenmişlerdi. İşkenceler böylece, aşağıya indikçe daha da kötüleşerek devam ediyordu.

Cehennem, Dan Brown (Sayfa 85 - altın kitaplar)Cehennem, Dan Brown (Sayfa 85 - altın kitaplar)
Esra Koç, Krokodil'i inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Bazen sebepsiz okunan kitapların okuyucuyu seçtiğini, o kitabı okumuş olmanın rastlantı olmadığını düşünürüm. Kütüphanede Dostoyevski köşesine göz atarken, kitap ismi ve kapak tasarımı ile ilgimi çeken Krokodil 'i eve gelip poşetten çıkarırken de böyle düşündüm. Aslında ne listemde olan bir kitaptı ne de Dostoyevski 'nin çok okunan eserleri arasında. Ama gelmişti, benimleydi gerisinin önemi yoktu.

Kitabın başında yazar kısa bir önsözle karşıladı beni. Okuyacaklarımın hayali bir öykü olduğunu ama gayet gerçekçi olduğunu da bilerek okumamı önerdi. Daha ilk paragrafta ise öykü yazmasının okuyucuları tarafından bağışlanmasını, hoşgörü gösterilmesini talep ediyordu. Sana nasıl kızılabilir ki Dostoyevski ne yazarsan yaz okunacağını biliyorsun. Aynı tatlı dille Victor Hugo 'nun Ölüme Mahkum Edilen Bir Adamın Son Günü 'nde ölüme mahkum edilen bir adamın son saatine kadar günlüğüne birşeyler yazdığını varsaymanın da hayali bir gerçeklik olduğunu ve bu baş yapıttan etkilendiğini dile getiriyordu. Ve önsöz bitti. Beş öykü ile baş başayım. Uysal Bir Yaratık, Bobok, Utanılacak Bir Olay, Tuhaf Bir Adamın Rüyası ve Krokodil. Herbirinin çok farklı bir konusu ve konuyu tam anlamıyla yansıtan özgün bir anlatım tarzı var desem eksik yetersiz anlatmış olurum. Öyle ki Uysal Bir Yaratık 'da konuşmayan ve bunu gurur olarak adleden, konuşmadan anlaşılmak istenen adamın kendi kendine konuşmaları, serzenişleri hikayeyle inanılmaz bir bütünlük oluşturmuş.

Bobok hikayesinin ise en ilginç tarafı bana Zülfü Livaneli 'nin Kostantiniye Oteli 'nde mezardaki sultanlar, boğulan şehzadeler ile konuşan kadını hatırlatan; mezardaki konuşmaları dinleyen İvan İvanoviç oldu. Acaba Zülfü Livaneli bu kitaptan mı esinlendi ?

Kitaptaki en beğendiğim öykü ise Tuhaf Bir Adamın Rüyası oldu. Alt metninde kapitalizm eleştirisi olan bu öyküde aynı zamanda kenara itilmiş bir adamın psikolojisi işlenmiş.

Ve son öykü Krokodil. Kitaba ismini veren bu öyküden bir alıntı ile anlatılmak istenen düşüncenin nasıl bir metaforla okuyucu etkilediğini göreceğinizi umuyorum.

"Doğanın boşluklardan nefret ettiği, çok önceleri fizik bilimi tarafından tespit edildi. Bu yüzden krokodilin içi boş olmalı ki, boşluktan nefret edip karşısına çıkan şeyi yutarak içini doldursun. Her krokodilin insanları yutması için tek akılcı neden bu. İnsanların yapılmasında durum aynı değil. Örneğin, insanın kafası ne kadar boşsa onu doldurmak için duyduğu açlık o kadar az, genel kuralın bir istinası bu." (Syf 192)

Sungur can, Beni Asla Bırakma'yı inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 7 günde · 9/10 puan

İyi bir kitabın ben de bıraktığı- iyi bir kitaptan kastım -içinde saf insanın olduğu sadece duygunun olduğu kitaplardan bahsediyorum o tür kitapların bıraktığı o her şeyi daraltan her şeyi unufak bırakan o etki. Bu o kitaplardan biri bittiğinde bana iyi gelen bir şey yapmalıyım yoksa burada oturup ağlayacağım dedirten hayali karakterlerin acıklı sonuna ağlatan öyle ki ne farkeder erkek olmak, ne farkeder 26 yaşında olmak oturup ağlama hissi veren bir kitap İngiliz dilinde yazılmış en iyi yüz romandan biri midir? Sanırım evet bunun saçma bir ifade olduğunu sanırdım yani insanların acılarını, mutluluklarını ve arada kalan çizginin ötesinde veya kenarında kalan her duyguyu her rengi ifade etmek için kullandıkları bir dilde yazılmış en iyi roman olmak, abartılı bir şey olamaz gibi geliyor-du. Bu kitap belki de böyledir hatta muhtemelen öyle...yazar hak etmiş Nobel’i ..

Orhan veli
Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.
Ellerimde koparmaya çaıştığım zincirlerden kalma yara izleri
Yeni yeni iyileşmeye yüz tutmuş olsun.
Gözlerimde öyle bir karanlık olsun ki, gören kör oldum sansın.
Yanaklarım kurumuş olsun göz yaşlarımdan, dudaklarımsa çatlak çatlak.

Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.
Belki bin tane aşktan geçmiş olayım ve hiçbiri olmasın gözümde.
Hiçbiri tamamlayamamış olsun cümlelerimi,
Hiç biri bağlayamamış olsun geceyi sabaha.
Hiçbirinin gülüşünün her anı senin kadar aklıma işlenmemiş olsun.
Hiçbirinin hayali en güzel haliyle barınamamış olsun beynimde.
Hiçbirinin izi kalmamış olsun bedenimde.

Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.
Sessizce ağladığım anları kimse çığlık çığlığa hıçkırıklara dönüştürememiş olsun.
Ellerim kimsenin üzerinde eriyip gitmemiş olsun, gezinse bile.
Dudaklarım senin adını söylerkenki gibi kıvrılmamış olsun hiç bi ad'a yeterince.
Yerine koymaya çalıştığım her beden yok olup gitmiş olsun kumlar aktıkça tane tane.
Unuttuğumu sandığım, vazgeçtiğimi sandığım,
Sevmediğimi sandığım öyle bir zamanda gel ki
Yerçekimine karşı koysun damarlarımda beni yaşatan her zerre.
Öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın...

Nursaç Olgaç, bir alıntı ekledi.
21 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

Hayat zorlaştığında her şeyin hayali olduğu fikrine sığınılır... her şey koca bir oyunmuş gibi.

Yıkıma Giden Adam, Alfred Bester (Sayfa 255)Yıkıma Giden Adam, Alfred Bester (Sayfa 255)
Gözde, bir alıntı ekledi.
22 saat önce · Kitabı okuyor

"Kadın memurların işlerini yitirmekten, fahişelerin yaşamlarını yitirmekten korktuğundan daha çok korktuklarını fark ettim. Kadınlar işlerini kaybedip fahişe olmaktan korkarlar; çünkü fahişelerin yaşantısının kendilerininkinden iyi olduğunu bilmezler. Böylece yaşama, sağlıklarına, bedenlerine ve akıllarına ilişkin hayali korkularının bedelini öderler. Hepsinin kendilerini çeşitli fiyatlara satan fahişeler olduğunu, en pahalı fahişenin en ucuz fahişeden daha iyi olduğunu biliyordum artık. İşimi kaybedersem, onunla birlikte ancak komik bir ücreti, üst düzey yetkililerin kadın memurlara bakarken gözlerinde okunan horgörmeyi, otobüste hissettiğim, erkeklik organlarının o aşağılayıcı baskısını ve sabahları tuvaletin önündeki uzun kuyrukta beklemeyi kaybedeceğimi biliyordum."

Sıfır Noktasındaki Kadın, Nevâl es-Saadavi (Sayfa 81 - Metis)Sıfır Noktasındaki Kadın, Nevâl es-Saadavi (Sayfa 81 - Metis)
Kitaplara Fısıldayan Kız, Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu'yu inceledi.
23 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Çin kültürü ile alakalı kısa ama güzel bir kitap olmuş. Kitapta öğrendim ki; Çin'de tek çocuk yasağı varmış. Bunu bilmiyordum, nasıl olur da bilmediğimi anlayamadım ama bilmiyormuşum. Kitabımız bu yasaktan yola çıkarak oluşturulmuş. İsminden de anlaşılacağı üzere yaşlı bir Çinli kadın, Bayan Ming ve olmayan 10 çocuğu hakkında cici bir kitap. Bayan Ming hayali çocukları hakkında güzel hikayeler anlatıyor, ve o kadar gerçekçi ki bu hikayeler, bu yasağı bilmeseniz hiç de kuşku duymazsınız kendisinden. Kitabın sonunda bu hikayelerin nedenlerini de öğreniyoruz zaten. Okurken keyif aldım, keyifle okumalar dilerim.

Nisanur, Sana Gül Bahçesi Vadetmedim'i inceledi.
 23 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Hepimiz içten içe ürkmüyor muyuz şizofren kelimesini duyunca bile ? O zaman ya bu hastalığı hiç bilmiyoruz çünkü insan en çok bilmediğinden korkar, ya da deneyimledik çünkü insan tecrübelerine güvenir.Oysa ürkecek ne varmış ki ? İnsan, aklı başka diyarlarda olanlardan değilde asıl burada, hayatın ta içinde olanlardan ürkmeliymiş..

Kitaptaki başlıca karakterlerimizin maalesef ki aklı başka diyarlarda.. İçerikte yalnızca sizofren bir kızın sağlığına kavuşma sürecini okumuyorsunuz. Onun hikayesine katkı veren diğer hastalarıda gözlemliyorsunuz. Kitapta her hasta sanki bir konu noktası gibi işleniyor.

Ve bana göre en önemli nokta.. Kendimde en çok sorguladığım şey.. Bu insanlarda iyileşiyor ve evet bir kanser hastasının, kanseri yendikten sonrası gibi, kontrollere gidiyor. Kanser sonrası kontrole giden biri için endişenirken, inşAllah hastalık yenilemez diye düşünürken aynısını akıl hastalığını atlatan biri için de diyoruz elbette ama nasıl ?Çekinerek mi çekinmeyerek mi? İyileştiğine ne derece inanarak ? Peki akıl hastalığını yenen birine karşı ne hissederiz ? Kanseri yenen birine karşılık olarak ne hissederiz ? Ya da kanseri yenen birine yeni yaşamında destek olduğumuz kadar umut aşıladığımız kadar, akıl hastalığını yenen birine de destek oluyor muyuz ? Hemen kabullenip hayatımıza alıyor muyuz ? Ben daha duymadım destek için akıl hastanesine giden bir ünlü.. Yani demek istediğim, onlarında morale ihtiyacı var. Ki unutmayın akıl hastalığının yaşı yok.. Bu kitapta olduğu gibi ortaokul lise çağlarında, sağlıklı diye tağbir ettiğimiz kişiler yüzünden incinen ruhlarını başka diyarlara unutmaya, bir hayali düşlemeye gönderenler var. VARMIŞ YANİ ! Bende yenilerde öğrendim. Buyrun okuyun siz de öğrenin..

Elbette kitap, bu sorular üzerine sayfalarını tüketmiyor. Bunlar kitabın bende oluşturduğu sorgular belkide ön yargılarım. Sizde okursanız ki okuyun eminim buz dağının eriyen başka yerlerini hissedeceksiniz zihninizde.

Her hastalıkta olduğu gibi, bu hastalıkta da aile faktörüne değinilmiş. Gerçekten şu yaşıma değin sormamıştım bunu kendime.. Akıl sağlığında sorunlar yaşayan bir abim ablam olsaydı hayatım nasıl olurdu ? Yazar da bu soruyu sormuş ama benim nazarımda bu soru tatmin edici şekilde cevap bulmamış.

Akıcı bir kitaptı vesselam, dolu dolu.. Sorgulatan durum tanımlamaları..Hep bir hareket hep bir ne olacak sorusu.. Sonuç olarak okumanızı salık veririm.

Gelelim kitabın bende bıraktığı cümleye..

Bazılarımızın yakan fikirleri(Hitler) var ki, bazılarının ruhlarını soğutuyor..

Milattan önce 209'da Tong Yabgu'nun dediği gibi, millete ait olan, ataların mezarlarını saklayan toprak, yani vatan, verilemez. Vermeyeceğiz... Unutmayacağız...

Ölürken gözlerimizde patlayan son ışık milli mirasın hayali olacaktır.

Altın-Işık, 5. sayı, 25 Mayıs 1947

~ Hüseyin Nihal Atsız ~