Başka bir diyarın avcısıydı o, kendi diyarındaki av tarafından ucu sonsuzluğa varacak bir tuzağa çekilecek.
Başta yakacaktı tuzak canını, daha sonrasındaysa bağımlı olacaktı acıya.
Öyle sevecekti ki acıyı güzelliklere dönmeyecekti yüzü sonrasında.
“Aklımı aldın.”
Güldü. “Aklını, kalbini, her şeyini almak istiyorum.
“Bilmiyor musun?” diye sordum.
“Neyi?” diye sordu o da parmaklarıyla tenimi severken.
“Zaten hepsini çoktan aldığını.”
“Hani yaralanmayacaktın? Yaralanırsan bir yara da ben açarım demedim mi sana?”
“Açtın zaten. Kalbimde yıllardır açılmamış bir yara açtın ve kabuk tutmasına izin vermiyorsun. Kandıkça kanıyor ve durmuyor. Kabuklaşması için çabalıyorum ama o yara inatla kanamaya devam ediyor. Varlığını oraya kazıyor, izlerini bırakıyor.”