• Mücadelemiz ne içindi?
    Batılı yok etmek miydi, Batılı hazmetmek miydi?

    Rasim Özdenören 'in tek romanı, kitapta 2 farklı hayat üzerinden çok güzel mesajlar biz okurlara naklediliyor özellikle Gül Yetiştiren Adam karakteri ilk olay örgüsü olarak karşımıza çıkarken olay örgüsünün ikinci kısmında Batılılaşan gençler üzerinden ana temaya vurgu yapılıyor ve kitabın son sayfalarında ise bu iki olay bir ince çizgiyle birbirine temas ediyor...

    Rasim Özdenören bizi unuttuklarımız ve uyutulduklarımız için Gül Yetiştiren Adam karakteriyle 'bizi rahatsız etmeye geldi!'

    ‘‘...dövüşmüşlerdi Kuran için, Halife için ve Fransızı kenti terk etmek zorunda bıraktıkları zaman kurtulduklarını sanmışlar­dı, oysa sonradan olanlar bambaşkaydı, uğrunda savaş­madıkları ve savaşmayı akıllarına getirmedikleri şeyler olmuştu, ne uğruna savaşmışlarsa sanki savaşla onu or­tadan kaldırmak istemişler gibi bir sonu olmuştu, kim­senin beklemediği bir şeydi bu ama gene de çok kimse
    farkında değilmiş gibiydi bunun ya da sanki herkes kâ­fir olmaya teşneymiş gibi, bir kendisi fark etmişti gerçe­ği, bir de asılan birkaç arkadaşı, şimdi biliyor ki asılan arkadaşlarının uğrunda asıldıkları şeyler de bu günkü insanların anlayabileceği şeyler değildir ve anlamazlar ve belki kendileri de bir kez daha asmaya kalkışırlar ama onlar yani asılanlar yani savaş verenler kendilerini asan insanlar kurtulsunlar diye savaşmışlardı ve asıldık­ları şeyler için savaşmışlardı, bunu kim anlayabilir, kim? Kim?’’ (s.31)


    Özellikle kitap bitince aklıma gelen Hasan-i Basri'nin şu sözü insanı derinden etkiliyor.
    ‘‘Eğer siz sahabeyi görseydiniz, onlara 'deli!’ derdiniz; onlar sizi görselerdi, 'bunlar mümin değil’’ derlerdi.

    Geri kalan sözü size bırakıyorum.

    ***
    Keyifli okumalar diliyorum.
  • Bunca zaman bana anlatmaya
    çalıştığını,kendimi
    bulduğumda anladım.

    Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu
    varmış,
    Kendi yolumu çizdiğimde anladım..

    Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,
    okuyarak,dinleyerek değil..
    Bildiklerini bana neden
    anlatmadığını, anladım..

    Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün
    kayıpmış,
    Aşk peşinden neden yalınayak
    koştuğunu anladım..

    Acı doruğa ulaştığında
    gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
    Neden hiç ağlamadığını
    anladım..

    Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla
    ağlamaktan daha değerliymiş,
    Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde
    anladım..

    Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir
    tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
    Çok acıttığında anladım..

    Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her
    damla gözyaşını,
    Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler
    terkettiğinde anladım..

    Yalan söylememek değil, gerçeği
    gizlememekmiş marifet,
    Yüreğini elime koyduğunda anladım..

    ''Sana ihtiyacım var, gel ! ''
    diyebilmekmiş güçlü olmak,
    Sana ''git'' dediğimde anladım..

    Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum''
    diyebilmekmiş sevmek,
    Git dediklerinde gittiğimde anladım..

    Sana sevgim şımarık bir
    çocukmuş,her düştüğünde zırıl
    zırıl ağlayan,
    Büyüyüp bana sımsıkı
    sarıldığında anladım..

    Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye
    haykırmak istemekmiş pişman olmak,
    Gerçekten pişman olduğumda anladım..

    Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
    Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
    Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

    Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş
    bir gün affedilmeyi,
    Beni afetmeni ölürcesine istediğimde
    anladım..

    Sevgi emekmiş,
    Emek ise vazgeçmemek ama
    özgür bırakacak kadar çok sevmekmiş
    Can YÜCEL
  • "...Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir. Bir adamı öldürdüğünde bir hayat çalarsın. Karısının onun üzerindeki hakkını, çocuklarının babaları üzerindeki hakkını da. Yalan söylediğinde birinin gerçeği bilme hakkını çalarsın. Çalmaktan daha alçakça bir hareket yoktur.”
  • Hayat, sürekli bir yolculuğun adıdır,
    gerçeği arayanlar,
    şu üç şeyin bilgisine ulaşmak zorundadır :
    yolcu nun,
    yolun,
    yordamın...

    her yolun yolcusunun bir yol arkadaşı olsa gerek,
    yol arkadaşı, yol kadar önemli, hatta yoldan da önemli.
    yol arkadaşı, sadece ekmeği ve suyu paylaşan değil,
    muhabbeti ve sıkıntıyı da paylaşandır.
    yol arkadaşlığı hayatın kendisidir,
    yolculuğun durması, varılan hedef ne olursa olsun,
    hayatın bitmesi demektir.

    ‘ Musa ile yürümek ‘ kitabından,
  • Sevgili Ali Ural ;
    "Sana bir mektup yazmıştım, neden şimdiye kadar okumadın?" diye soracak olursan mahcubum. Bu kadar yakınımda iken seni tanımak bir etkinlikle olacakmış meğer.

    Oysa ki mektup, röportaj ve anı türündeki tüm yazı ve kitaplar her zaman ilgimi çekmiştir. Bunları yazmaya göze alan kişinin kendi benliğini gösterme cesaretini çok öğretici buluyorum. Yazdıkları gerçeği yansıtmasa, hatta düpedüz yalan olsa bile mutlaka kendiyle çelişeceğini, açık vereceğini düşünürüm. Her iki durumda da yazarın iç dünyasını tanıma imkanı bulabiliriz. Bu nedenle okuma tercihlerimi belirlerken elimden geldiğince bu türde yazılmış tüm yazı ve kitapları dikkatli takip etmeye çalıştım.

    Günlük hayatta insanlarla konuşurken keşke iletişimdeki aksaklıklar yaşanmasa ve herkes kendini anlatabilme imkanı bulabilse diye düşündüğüm oluyor bazen. Kimbilir, hayat bu şekilde daha çekilmez de olabilirdi. Belki de bu nedenle mektup ve yüz yüze iletişim arasındaki farkı anlatırken yazarımız, "Söylediklerimiz dinlenmeyebilir; sözümüz kesilir içeriye o anda biri girer, okunan mektup ise mutlaka tamamlanır," diyor. Belki de mektupları sihirli hale getiren tam da bu özelliğidir. Yazan, yazmak için düşünmek ve sabretmek zorunda. Okuyan da eğer sabredip sonuna kadar okumuşsa, daha etkili bir iletişim sağlanmış ve okuyucuyu düşünmeye sevk etmiş demektir.

    Yazarla tanışmamın bu etkinlik vasıtasıyla olması, siteyi hala yeteri kadar etkili kullanamadığımı düşündürdü bana. Oysa ki benim bu sitedeki bulunma amaçlarımdan biri okuma listeleri oluşturmak ve ne okuyacağımı bilinçli olarak önceden belirlemek. Ne var ki Ali Ural'ın adını bu kadar çok duymuş olduğum halde şimdiye kadar nasıl hiç okumamış olduğuma hayret ettim. Üstelik yaşamış olduğum ilçeye "Yazı ve şiir atölyesi" vasıtasıyla yaklaşık on yıldır konuşmacı olarak geliyor Ali Ural. Her ay düzenlenen etkinlik listesinde de adını görüyorum.
    Dolayısıyla ne kadar geç kalmış olsam da iki kitabını ve bir çevirisini okuduktan sonra Ali Ural'ın atölyesine katılmak ve kendisi ile tanışmak istedim ve kendisine 1k'nın selamlarını ilettim.

    https://i.hizliresim.com/mMj20V.jpg
    https://i.hizliresim.com/MV5dMa.jpg

    Bu sitedeki paylaşımlarımda elimden geldiğince seçici davranmaya çalışıyorum ve gerçekten paylaşmaya değer bulduğumda alıntı yapıyorum. Böyle olunca bazı kitaplardan hiç alıntı yapmadığım dahi oluyor. Yazarımıza dönecek olursak, şimdiye kadar elimin sık sık tereddütsüz paylaşıma gittiği yazarlardan biri Ali Ural oldu. Tespitleri, bakış açısı son derece saf ve dikkat çekiciydi. Ali Ural sanki göz penceresinden değil gönül penceresinden bakıyormuş gibi, herkesin baktığı yere bakıyor ama bize bambaşka şeyler söylüyor. Hayata dair bize sıradan gibi görünen birçok detay üzerine uzun gözlemler yaptığını ve bunu naif bir ifadeyle aktarabildiğini düşünüyorum. Yazı ve şiir atölyesindeki dersinde de, yazarımızın özellikle emek ve gözlem üzerinde durduğunu ve yazarların biriktirdiği gözlemin ancak %10'uyla eserini ortaya çıkardığını ısrarla vurguladığını paylaşmak isterim.

    Son olarak, bu kadar emek verilmiş, güzel etkinlik için inci ve sueda reyyan hocalarımıza içten teşekkürlerimi sunuyorum. Benim payıma düşen kısmı ise, Ali Ural'ın atölyesine ve kitaplarına devam etmektir.

    Güzel kitaplarda buluşmak temennisiyle:))
  • Türkiyede kurulması düşünülen İngiliz Eton koleji seviyesindeki millî mektebin müdürünün özellikleri, meziyetleri neler olmalıdır? (Önem sırasına göre yazmıyorum.)
    Evinde en az beş bin ciddî ve kıymetli kitaptan oluşan şahsî bir kütüphanesi bulunacaktır. Bunların yarısı yabancı dillerde olacaktır. Ayda Türkçe, İngilizce, başka dillerde en az beş ciddî kültür ve düşünce kitabı okuyacaktır. Zengin yazılı edebî Kültür Türkçesine sahip olacaktır. En az elli bin kelime ile düşünecek ve yazacaktır. Osmanlıcası 10 üzerinden 9 olacaktır. İkisi çok kuvvetli olmak üzere dört dil bilecektir. Yabancı dilde yazılmış ilmî kitapları, araştırmaları, makaleleri olacaktır. Yüksek lisansı ve doktorası olacaktır. En az bir sanat konusunda ihtisası ve ustalığı olacak, eser verecektir. Estetik boyutuna sahip olacaktır.
    Beş vakit namaz kılan mütedeyyin, kültürlü, samimî bir Müslüman olacaktır.
    İstanbul efendisi olacak, İstanbul ahlakı, kültürü, edebi ile mütehalli (ziynetli) olacaktır.
    Başta Kemalizm olmak üzere hiçbir ideolojinin holiganı, militanı olmayacaktır.
    Karizmatik bir şahsiyete sahip olacaktır.
    Olgunluğunu, faziletlerini, meziyetlerini düşmanları bile kabul, itiraf, teslim edecektir. Pahalı ve lüks olmamak şartıyla çok güzel giyinecektir. Türkiye Eton’unda müdürlük yapabilecek ehliyete, liyakate, güce sahip olacaktır. Ofisi, dünyanın en güzel ve estetik ofisi olacaktır. Madalyonun bir yüzünde çok halim selim, öbür yüzünde çok otoriter ve disiplinli olacaktır. Reklâmını yapmamak, gizli kalmak şartıyla bir tarikata (tercihan Mevleviliğe müntesip) olacaktır.
    Masonlukla, ona paralel kuruluşlarla hiçbir ilgisi olmayacaktır. Salih ve ziyalı bir Müslüman olacaktır. Onunla görüşenler, konuşanlar, sohbet edenler; ilmine, irfanına, ahlakına, fazl u kemaline, nezaket ve necabetine hayran kalacaktır. Entiütif düşünce sahibi olacaktır. Sünuhata nail bir kişi olacaktır. İrtibatlı ve rabıtalı olacaktır. Kendisinde zerre kadar arivistlik, şan ve şöhret düşkünlüğü, tûl-i emel olmayacaktır. Fütüvvet ahlakına ve disiplinine sahip olacaktır. Terazinin bir kefesine İngiliz Eton müdürünü, öteki kefesine Türk Eton’u müdürünü koyunca, Türk kefesi ağır basacaktır. (Sanırım yukarıdaki 27 madde bir fikir vermek için yeterlidir.) Şu seksen milyonluk Türkiye’mizde böyle kaç kişi vardır? Bizim Eton böyle müdürle olur. Bu yoksa olmaz.
    ***Cep telefonu bağımlısı bir çocuk nasıl bir çocuktur? Bitmiş, tükenmiş, harcanmış bir çocuktur.
    ***Hangi din kitabında fazla para, telif veya tercüme ücreti var, onun hazırlayayım da, köşeyi döneyim?.. Böyle düşünen bir din âliminin ciğeri beş para etmez.
    ***Dinî imanî Kur’anî hizmet hayatını cahillerden, geri zekâlılardan, yarı mühtedilerden, din sömürücülerinden, soygunlardan, goygoyculardan temizlemezsek, zahirde hizmet gibi görünen bütün faaliyetler mizmet olacaktır.
    ***Ruh asaleti itibarıyla Müslümanların en asilleri din hizmetlerine yönlendirilmelidir.
    ***Kâfirlerin, münafıkların, zalimlerin, fasıkların baskıları varken bazı hizmet ve faaliyetler yapılamıyordu. Bugün ikrah kalkmıştır, geniş bir hürriyet vardır, para imkân fırsat meydan vardır. Bunlara sahip olan ve hizmet etmeleri gereken kimseler hizmet etmezlerse hain olurlar.
    ***O hep aynı yerde otlayan, saatleri çoktan durmuş olan adamlar, davet, tebliğ, irşad vazifelerini mıncıklayıp duruyor.
    ***Müslümanlar kurmuş olduğu bir özel kolejde, zaruriyat-ı diniyeden olan farz namazların kılınması ihtiyarî olursa, isteyen kılsın, istemeyen kılmasın denilirse o okul kesinlikle bir İslam okulu olmaz.
    ***Müslüman, İslam tıbbı ile tedavi olunmalıdır.
    ***Ateizm, deizm yayılıyor. Diyanet ne yapıyor?
    ***İlim Yayma Cemiyeti idarecilerine hürmet ve selamlarımı arz ederek soruyorum: Ne gibi ilmî faaliyetler yapıyorsunuz? Kamuoyunu bu konuda aydınlatmanızı istirham ediyorum.
    ***Tevfik Allah’tandır. Başarı bendendir diyenin imanı tehlikeye girer.
    ***Be adam, paran yok diyelim, sadaka veremiyorsun, bari kardeşinin yüzüne tebessüm etsene.
    ***Karışık kebap olsun, bir buçuk porsiyon baklavanın üzerine kaymak konulsun... Onun hayat felsefesi de bu.
    ***Faydalı, lüzumlu, değerli konularda merakından çatlamayan çocuk adam olamaz.
    ***Mıh çıkını gibi trafiğin içinde kalmış, on dakikalık yolu bir saatte aşmış, bana geldiğinde “Bu İstanbul bitmiş artık!” diye haykırdı. Ona sakince, biteli on beş sene oluyor, yeni mi fark ettin dedim.
    ***Teşekkür ve arz-ı hürmet ederim. Hiçbir isteğim yoktur, gölge etmeyin başka ihsan istemem.
    ***Aklım fikrim şu: Acaba bir nebzecik, zerre kadar da olsa hizmet edebiliyor muyum?
    ***Seni Allahtan başkası kurtaramaz. Bu temel gerçeği ne zaman anlayıp idrak edeceksin?
    ***Adam zavallının teki ama kibrinden gururundan yere göğe sığmıyor.
    ***O bahçelerin hepsi târumar oldu.
    ***Bir tas çorbanın içine ekmek doğradı, yedi, karnını doyurdu, çok mutlu ve minnettar oldu. Yatsı namazını kıldıktan sonra yattı uyudu.
    ***Kefere külahı yüzünden kaç Müslümanın kellesi gitti.
    ***Be adam öyle tembel tembel oturacağına, kendi yolunu kendi kazman ile açsana.
    ***Büyük sarsıntıdan sonra, ölüleri gömecek yeterli arazi kaldı mı?
    ***O adam dünya sarhoşudur, mest ü sersemdir. Yanına yaklaşmayın, çarpar.
    ***Devlet-i ebed-müddeti kefere batırmadı. Ehliyetsiz, liyakatsiz, dini imanı para, abede-i denanir yarı Müslümanlar batırdı.
    ***Babası iftiharla oğlum hafızdır dedi, bendeniz gence sordum, namaz kılıyor musun? Kılmıyorum dedi. Kur’anda en fazla tekrarlanan ibadet namaz, bizim hafız namaz kılmıyor. Bu ne biçim hafızlıktır? Ya Rabbi ne günlere kaldık!