Turgenyev’in Babalar ve Oğullar romanı, aslında hepimizin hayatında en az bir kez yaşadığı o ezeli "Beni hiç anlamıyorsunuz" çıkışını alıp, edebiyat tarihinin en derin, en içe dokunan kuşak çatışmasına dönüştüren şahane bir kitap. Hikayenin tam merkezinde; geleneksel olan her şeyi, kuralları, sanatı ve hatta aşkı bile elinin tersiyle iten, "nihilizm" denince akla gelen o dikbaşlı, fırtınalı Bazarov var. Karşısında ise geçmişin o kibar, eski dünyasına tutunmaya çalışan babalar duruyor; ama yazar bu kavgayı ucuz bir haklı-haksız savaşına asla çevirmiyor. Gençliğin o her şeyi yakıp yıkmak isteyen sabırsız öfkesiyle, yaşlılığın anılara sığınan o kırılgan, ürkek halini öyle içeriden, öyle içten anlatıyor ki, okurken her iki tarafa da hak vermekten kendini alamıyorsun. Hele o mantıktan başka hiçbir şeye inanmayan, buz gibi sert Bazarov’un, hayatın gerçekleri ve o kaçınılmaz duygular karşısında nasıl usul usul çözüldüğünü görmek insanı acayip etkiliyor. Eğer Rus edebiyatının o devasa, göz korkutan kalın kitaplarına bir yerlerden başlamak istiyorsan, bu roman o dünyaya girmek için en güzel, en sıcak kapı; çünkü sana yüz yıl geçse de değişmeyecek o gerçeği fısıldıyor: Dünya ne sadece babaların anılarıyla döner, ne de oğulların öfkesiyle yıkılır; hayat, o iki kuşak arasındaki o incecik, sızılı köprüde akıp gider.